104 yıl sonra ‘ekonomide zafer kazandık’ diyebiliyor muyuz?
Zafer Bayramımız kutlu olsun. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Başkumandan olarak yönettiği Büyük Taarruz’u 30 Ağustos 2022’de zaferle sonuçlandırmış ve mağlup olan işgalci Yunan ordusu birkaç gün içinde Türk vatanından kovulmuştu. 1924’ten beri her 30 Ağustos gününü ‘Zafer Bayramı’ olarak kutluyoruz. Kurtuluş Savaşı şehitlerimiz ve gazilerimiz, tarihimizin en zorlu döneminde canlarıyla kanlarıyla ‘vatanı’ işgalcilerden kurtararak ‘milletimizin ve devletimizin’ bağımsızlığını sağladılar. Büyük zaferden 1 yıl iki ay sonra 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bugün bölgesinde lider, küresel ölçekte ağırlığını artırmayı başarmış güçlü bir devlet olarak öne çıkıyor.
Kurtuluş Savaşını yöneten ve kazanan büyük önder Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra da ‘devletin ve milletin bekası’ için her alanda büyük reformlar yaptı. Yeni Türk devletinin temel dış politikasını ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesiyle şekillendirdi. Türkiye’nin ekonomide güçlü olmasının ne kadar önemli olduğunu da “Siyasî, askerî zaferler ne kadar büyük olursa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa devamlı olamaz, az zamanda söner" diyerek vurguladı. Bence, Atatürk’ten sonra gelen liderlerimiz her şeye rağmen her iki ilkeye de büyük ölçüde uydular ve Türkiye bugün, çok daha güçlü, bekasından çok daha emin bir ülke konumunda bulunuyor.
Atatürk, ömrü boyunca ‘iç ve dış barışın kalıcı olması’ için çok gayret etti. Ekonomik kalkınmanın hızlanması için özel sektörün gücüne inanarak ama zamanın zorluklarını da dikkate alıp devletin imkânlarını seferber ederek güçlü bir sanayi altyapısı........
