menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran, Amerika’nın siyasi gücünün sınırlarını gösteriyor

24 0
tuesday

Birleşik Devletler’in İran’ın Hürmüz Boğazı’na kısmen egemen olmasını durduracak güç unsurlarına sahip olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, İran’ın Lübnan, Irak ve Yemen’deki dostlarının Amerikan tehditleri karşısında tavırlarını değiştirdiklerine de şahit olunmamaktadır. Bu aktörler, genelde İran’ın işine yarayacak girişimlere yöneliyorlar.

Siyasi güç kullanımı bazen ne kullananın ne de bu kullanıma hedef teşkil edenin öngöremeyeceği sonuçlar doğurabilir. Nitekim, İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin hak iddia etmesi, bunun bir örneğidir. Bunun yanında, belki de en öngörülemeyen sonuç Amerikan ve İsrail çıkarlarının farklı olduğunun düşünülmeye başlanmasıdır.

              İran ve Amerika arasında cereyan eden çatışma, herhalde öyle amaçlanmadı ama siyasi gücün anlamı ve nasıl kullanıldığı konusunda da dersler barındıran bir hikâyeye dönüşmüş bulunuyor. İran’da Birleşik Devletler’in izlediği siyasetten aldığımız ilk ders siyasi gücün mutlak olmadığı, elinizde o amacı gerçekleştirmek maksadıyla tahsis edeceğiniz kaynaklarla karşınızdakine istediğinizi yaptırabilmeniz gerektiğidir. Ancak istediğinizi yaptırabilmek için elinizdeki tüm olanakları kullanmazsınız. Neleri kullanacağınızı sadece siz değil, başkaları da belirler çünkü gücün belirli kurallara uyarak kullanılması gerekir. Dolayısıyla, yapacağınız işin maliyetini hesaplamak ve bir işi yapmak için ne kadar kaynak kullanacağınıza karar vermek durumundasınız. Yapacağınız işin astarının yüzünden pahalı olmamasına çalışmanız gerekir. Tabii, istediğinizi elde edememenin maliyetini de hesaplamak gerekiyor.

Herkes, Birleşik Devletler’in çok güçlü bir ülke olduğunu bilmektedir. Bu ülkenin elinde kıtaları aşan ve hasma inanılması güç ağır kayıplar verdiren geniş bir nükleer füze stoku vardır. Zaten caydırıcılık dediğimiz kavram bu stokların bir saldırı karşısında tamamen yok edilemeyeceği ve hasma kabul edemeyeceği bir kayıp verdireceği üzerine bina edilmiştir. Bunun yanında Amerika nükleer silah atma kabiliyetini haiz nükleer denizaltılardan kurulu filolara da sahip bulunuyor. Denizaltılardan atılacak füzelerin, bu teknelerin sürekli yer değiştirmesi nedeniyle nereden geldiğinin tespit edilemeyeceği, yani yok edilemeyeceği de caydırma kavramına ek bir güç kazandırmaktadır. Ayrıca, Birleşik Devletler uçak gemilerine de sahiptir. Bu gemilerden kalkan uçaklar gemilerden çok uzaktaki hedefleri bombalayabilmekte, havadan ikmalle menzilleri uzatılabilmekte ve üsse geri dönebilmektedir. Gemiler ise Demir Kubbe türünden araçlarla saldırıya karşı korunmaktadır. Bunlar bizim bildiklerimiz, fakat emin olabilirsiniz ki, Amerika’nın elinde bizim pek bilmediğimiz daha nice silah bulunmaktadır.

Siyasi gücü merkezine oturtan tahliller genel manada güçlü olmaya önem vermekle beraber,........

© Ekonomim