Türkiye Amerika’ya karşı ticaret fazlası veriyor, aman aman
Trump bir süredir Amerika’nın başka ülkelerle ikili ticaretine iyice taktı. Ona göre, bir ülke Amerika ile ticaretinde fazla veriyorsa Trump’ın diline o hemen “falanca ülke bizi soyuyor” (They are ripping us off) diye pelesenk oluyor. Şimdi işin yoksa anlatmaya çalış “bak o ticaret açığı, senin öyle bildiğin gibi değil” diye.
Anlamadığını Kanada, Meksika ve Çin örneklerinde gördük. Böyle durumlarda, Trump’ın aklına hemen gümrük vergilerini artırmak geliyor pazarlık başlangıcı olarak. Bir ülkenin ticaret fazlası, o ülkeden bir yeni imtiyaz istemek için bir imkan alanı buna göre.
Türkiye 2020’den beri Amerika’ya karşı ticaret fazlası da vermeye başladı. En son 2024 dış ticaret verileri de az da olsa ticaret fazlası verdiğimizi gösteriyor. Aman aman dediğim o işte. Dikkatli olmakta fayda var. Geçen sefer, hatırlarsınız 2018’de “iki tweet atarım, ekonomin şallak mallak olur” demişti. Epey de sallanmıştık. Şimdi ne yapacağı hiç belli olmaz. Aman diyeyim.
Peki, büyüme eğiliminde olan bu ticaret savaşları ortamı Türkiye’yi nasıl etkiler? Evet, Amerika’ya karşı bir süredir ticaret fazlası veriyoruz ama daha çok küçük tutarlar bunlar. Türkiye bu işten doğrudan değil, dolaylı bir biçimde etkilenir gibi geliyor bana. Gelin anlatayım.
Trump önce Kanada, Meksika ve Çin’e gümrük tarifeleri getireceğini söylemişti. Kanada ve Meksika için yüzde 25, Çin içinse yüzde 10. Nedendir bilinmez, dost ülkelere daha yüksek, rakibi olduğunu açıkladığı Çin’e ise daha düşük vergi vaat etmişti hatırlarsanız. Sonra geçen hafta Kanada ve Meksika’nın tarifelerini bir ay erteledi. Çin’inki ise bu hafta salı günü itibariyle yürürlüğe giriyormuş. Çin karşı taarruza geçti. Amerika’dan alınan petrol, LNG ve kömüre tarife artışı, rare earth minerallerine ise Amerika’ya ihracat yasağı getirdi. Zelenky de bizden alın dedi. Hadi bakalım. Bilmediğimiz bir dünya.
Bu arada, Avrupa Birliği (AB) için de benzer bir tarife artışından bahsetti Trump. Onun daha nereye doğru evrileceğini tam olarak bilmiyoruz. Ama ortada alışmadığımız bir durum olduğu kesin.
Nedir? Amerika, uluslararası arenada, artık her an her şeyi yapabilecek, tutarsız ve güvenilmez bir ülke haline dönüşmeye başladı. Eskiden bunu Türkiye için derlerdi. Buyurun işte, boşuna Amerika, Türkiye gibi oldu demiyorum.
En son geçen hafta Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio, G20 2025 Zirvesi hazırlık toplantısı için Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti Johannesburg’a gitmeyeceğini açıkladı. Hoppala. Toplantı Güney Afrika ziyareti değil ki G20 toplantısı. Rusya gelecek, Çin gelecek, Amerika gelmeyecek.
Hatırlayalım, Asya 1998 finansal krizinden sonra, G20 ilk toplantısını maliye bakanları ve merkez bankası guvernörlerini bir araya getirerek 1999 yılında yaptı. Neden? G7 ülkelerinde alınacak tedbirler finansal piyasalara istikrar getirmeye artık yetmez, uluslararası portföylerde gelişmekte olan ülke varlıkları da var diye elbette.
Sonra 2008 yılında Amerikan finansal piyasaları krizi tadınca, G20 maliye bakanları ve merkez bankası guvernörleri toplantısından liderler zirvesine döndü. İlk G20 zirvesi tam da o kriz yılında Amerika’nın başkenti Vaşington’da toplandı.
Amerika G20’yi icat etti. Şimdi kendi icat ettiği çok taraflı yönetişim mekanizması toplantısına bir nevi o yıl toplantının başkanlığını yapan ülkeyi beğenmiyorum diye katılmıyor. Hoppala paşam, Malkara Keşan.
Gelmezse ne olur? Şimdi kimse bir şey demez. Aynı Napolyon Bonapart’ın........
© Ekonomim
