Zenginin parasıyla zengin olunur mu?
Sadece üst gelir grubunun harcamasına dayanan bir ekonomi gösterişli ama kırılgandır. Lüks restoranlar dolar, premium markalar satış yapar, seyahat harcamaları artar, varlık fiyatları yükselir; fakat geniş kitlelerin alım gücü zayıflıyorsa bu büyüme toplumsal refaha dönüşmez.
Financial Times’ın geçenlerde paylaştığı bir grafiğe göre, ABD’de en üst yüzde 10’luk gelir grubu, toplam tüketim harcamalarının neredeyse yarısını yapar hâle gelmiş. Buna karşılık nüfusun alt yüzde 80’lik kesiminin tüketim harcamalarındaki payı geriliyor. Bu tabloyu ilk anda “zenginler ekonomiyi taşıyor” diye okumak mümkün. Ancak bu okuma doğru olmakla birlikte biraz eksik. Çünkü tüketimin gelir dağılımına göre analizinde iki ayrı gerçeği aynı anda görmek gerekir.
Birinci gerçek şudur: Üst gelir grupları toplam tüketim pastasında mutlak rakam olarak büyük pay alır. Çünkü gelirleri yüksektir, varlık sahibidirler, daha pahalı mal ve hizmetlere erişirler, seyahat, sağlık, eğitim, finansal hizmetler, lüks tüketim, otomobil, teknoloji, konut ve deneyim harcamalarında daha büyük mutlak tutarlar yaratırlar. Dolayısıyla toplam harcama içinde üst gelir grubunun payının büyümesi şaşırtıcı değildir.
Düşük gelirli hane için tüketim tercih değil zorunluluktur
İkinci gerçek ise en az birincisi kadar önemlidir: Düşük gelirli kesimler gelirlerinin çok daha büyük bir oranını tüketime ayırır. Hatta çoğu zaman tasarruf edemez, borçlanır veya geçmiş birikimini tüketir. Çünkü düşük gelirli hane için tüketim tercih değil zorunluluktur. Gıda, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım, sağlık, eğitim ve temel ihtiyaçlar ertelenemez. Üst gelir grubu gelirinin bir kısmını tasarrufa, yatırıma, finansal varlıklara veya gayrimenkule yönlendirebilirken; düşük gelirli hane çoğu zaman gelirinin tamamını, hatta bazen daha fazlasını harcamak zorunda kalır.
Bu nedenle grafiği değerlendirirken “kim toplamda daha çok harcıyor?” sorusuyla “kim gelirinin daha büyük kısmını harcıyor?” sorusunu birbirinden ayırmak gerekir. Üst gelir grubu toplam tüketimin büyük kısmını yapabilir; ama düşük ve orta gelir grupları ekonominin hacim, adet, yaygınlık ve günlük talep tarafını oluşturur. Birincisi tüketimin değerini büyütür; ikincisi tüketimin tabanını oluşturur.
İş dünyası açısından asıl ders burada başlıyor. Firmalar para kazanırken sadece zenginlere satış yaparak büyümezler. Elbette lüks tüketim, premium hizmetler, özel sağlık, özel eğitim, finansal danışmanlık, lüks otomobil, yüksek segment turizm ve deneyim ekonomisi üst gelir grubuna dayanır. Fakat dünyanın en büyük cirolu şirketlerine baktığımızda başka bir gerçek görürüz: Büyük ciro çoğu zaman geniş kitlelere sürekli ve tekrarlanan satış yapabilen firmalardan gelir.
Walmart’ın, Amazon’un, büyük enerji şirketlerinin, büyük perakende zincirlerinin, telekom operatörlerinin, gıda devlerinin, hızlı tüketim malları üreticilerinin, ilaç dağıtım şirketlerinin, akaryakıt şirketlerinin ve lojistik ağlarının büyüklüğü buradan gelir. Bu şirketler yalnızca zengine satmaz. Zengin-fakir ayırmadan geniş nüfusa ulaşır. Birim kârı bazen düşük olabilir ama satış hacmi büyüktür. Onların gücü fiyatı çok yüksek ürün satmaktan değil, milyonlarca hatta yüz milyonlarca tüketiciye düzenli satış yapabilmekten gelir.
Bu yüzden “zenginler tüketimi taşıyor” cümlesi tek başına yeterli değildir. Doğru cümle şudur: Zenginler toplam tüketim pastasında........
