menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet batmaz, vatandaş batar

19 0
16.07.2026

Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır.

       Şubat 2025’te Tomorrow's Affairs dergisine “How Do Countries Fall into a Debt Spiral?” başlıklı bir yazı yazmış ve basit bir uyarıda bulunmuştum: Kamu borcu kâğıt üzerinde teknik bir mesele gibi görünür ama kontrolden çıkınca hızla ekonomik, siyasi ve toplumsal bir soruna dönüşür.

Anlaşıldı ki bu meseleyi yeniden anlatmak gerekiyor.

Borç sarmalı genellikle panikle başlamaz. Önce rahatlıkla başlar. Devletler borçlanır, çünkü borçlanmak kolaydır. Özellikle faizlerin düşük olduğu dönemlerde borç neredeyse bedava kaynak gibi görülür. Sonra harcamalar artar, çünkü harcamak tabiatı gereği caziptir. Yatırımlar hızlandırılır, sosyal transferler genişletilir, kamuda maaşlar artırılır, hatta sektörler desteklenir. Bunların bir kısmı gerekli olabilir. Ancak bütçe disiplini kaybolursa, borç artık kalkınmanın aracı değil, geleceğin ipoteği haline gelir.

 Faizi ödemek için yeniden borçlanma finansman değil, tuzak

Bir süre sonra büyüme harcamaları finanse etmeye yetmez. Vergi gelirleri artan yükü taşıyamaz. Bütçe açıkları kalıcı hale gelir. Devlet yeniden borçlanır. Ardından eski borcun faizini ödemek için yeni borç alınmaya başlanır. İşte o noktada borç artık normal bir finansman aracı olmaktan çıkar, kendi kendini büyüten bir tuzağa dönüşür.

Borç sarmalı tam olarak budur: Faiz yükselir, borç servisi ağırlaşır, bütçe sıkışır, piyasa daha yüksek faiz ister, devlet daha pahalı borçlanır ve döngü giderek sertleşir.

Bugün Avrupa’da gördüğümüz tablo özellikle bizim gibi ülkeler tarafından ciddiye alınmalı. Fransa, Belçika ve İtalya yoksul ülkeler değil. Kurumları güçlü, finans piyasaları derin, sanayi birikimleri yüksek, Avrupa Birliği ve Avrupa Merkez Bankası şemsiyesi altında olan gelişmiş ekonomiler. Buna rağmen kamu borcunun faiz yükü bu ülkelerde giderek daha ağır hale geliyor.

Bu noktada meseleyi doğru koymak lazım. Fransa, Belçika ve İtalya bugün Yunanistan’ın 2010’daki kriz noktasında değil. Ama “biz gelişmiş ülkeyiz, bize bir şey olmaz” rahatlığı da tehlikeli. Çünkü borç krizi sadece fakir ülkelerin başına gelmez. Borç krizi, gelirinden fazla harcamayı alışkanlık haline getiren, büyümesi zayıflayan, reformları erteleyen ve piyasaya güven vermekte zorlanan her ülkenin kapısını çalabilir.

 Asıl mesele, borcun taşınma maliyetidir

Mesele sadece borcun büyüklüğü de değildir. Asıl mesele, borcun taşınma maliyetidir. Bir ülke yüksek borçla uzun süre yaşayabilir; eğer faiz düşükse, büyüme güçlü ise ve piyasa o ülkeye güveniyorsa. Ama faiz yükselir, büyüme zayıflar ve güven aşınırsa aynı borç bir anda çok daha ağır hale gelir. Faiz giderleri arttıkça bütçede eğitim, sağlık, altyapı, savunma, teknoloji, araştırma-geliştirme ve sosyal desteklere ayrılacak alan daralır. Devletin geleceğe harcaması gereken para, geçmiş borçların faizine gider. Bu da ekonominin manevra kabiliyetini azaltır. Bir ülke sadece bugünkü borcunu değil, yarın yapamayacağı yatırımların maliyetini de ödemeye başlar.

Yakın geçmişte bunu açık şekilde gördük. Yunanistan krizi sadece bir tahvil krizi değildi. Maaşlar düştü, emekli aylıkları kesildi, vergiler arttı, işsizlik yükseldi, gençler ülkeyi terk etti. Devlet ayakta kaldı ama vatandaşın hayat standardı sert şekilde geriledi. Yunanistan bugün toparlanıyor, bütçe performansı........

© Ekonomim