Uluslararası Mera ve Çobanlar yılı
Çobanlık, insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisidir. Göçebe ve yarı göçebe yaşama geçiş ile birlikte çobanlığın yaygınlaştığı tahmin ediliyor. Çobanlık, aynı zamanda bir kültür, bir meslek olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaştı.
Çoban kültürü üzerine araştırmalarıyla bilinen Ahmet Semih Tulay, “İlkçağlardan Günümüze Çoban Kültürü” adıyla yayınladığı sözlüğün 1. cildinde çobanlığı şöyle tanımlar: “Çobanlık, dünyanın en eski iş kollarından biri. Otlatma, yaymana götürme, yaylıma çıkarma, hayvan gütme gibi tabirlerle yapılan bu iş, derin bir bilgelik ister. Meteorolojiyi, veterinerliği, toprağı, doğayı ve yem bitkilerini bilmek gerekir.”
Birleşmiş Milletler, 2026 yılını “Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı “ ilan etti. Buna ilişkin detayları dünkü yazımda anlatmıştım. 2026 yılı aynı zamanda, “Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı”. Bu konuda Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) çalışmalarına geçmeden önce Türkiye’de çobanlık ve mera konusundaki durumu, bazı bilgileri paylaşmakta yarar var.
Kimsenin yapmak istemediği iş; çobanlık
Dünyanın en eski mesleklerinden birisi olarak bilinen çobanlık, Türkiye’de uzun yıllardan beri hep küçümsenmiş ve “çoban” sözcüğü adeta hakaret, küfür olarak kullanılıyor. Bu nedenle son yıllarda çoban yerine “sürü yöneticisi” deyimi kullanılmaya başlandı.
Türkiye’de sadece küçükbaş hayvancılık için 50 bin civarında çoban olduğu/istihdam edildiği tahmin ediliyor. İhtiyaç ise bunun üç katı, 150 bin civarında.
Kimse çobanlık yapmak istemediği için, özellikle Afgan, Özbek ve Suriyeli göçmenler çobanlık işinde çalıştırılıyor.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki yıl önce ne demişti? “Afgan çobanlar olmasa tarım, hayvancılık biter.” Bakanın deyimi ile Türkiye, Afgan çobanlara muhtaç hale geldi. Kim getirdi?
Hayvancılıkta 2010 yılından bu yana uygulanan ithalat politikası ile küçük aile işletmeleri sektörün dışına itildi. Birçok aile işletmesi üretimden koparıldı. Hangi köye gitseniz “eskiden bizim buralarda 40-50 sürü vardı, şimdi 3-5 sürü kaldı” sözlerini duyarsınız. Hayvancılığı bırakan köylüler, daha önce ürettikleri eti, sütü, yoğurdu köye açılan marketten ambalajlı olarak alıyor. Üretenler de tüketici oldu.
Büyük işletmeler çoban ihtiyacını artırdı
Küçük aile işletmesi dediğimiz köylü üretimi bırakınca, onların yerine devletin verdiği sıfır veya düşük faizli kredi ile çok sayıda yeni işletme kuruldu. Orta ve büyük ölçekli bu işletmeler, devletten kredi kullanarak genellikle hayvanı yurtdışından ithal eden, inşaata parayı gömen, yem ihtiyacını büyük oranda piyasadan temin eden, danışman çalıştıran, teknoloji yatırımı yapan ve işçi çalıştıran işletmeler.
Sektör dışından gelip yatırım yaptıkları için büyük bölümü hayvancılığı bilmiyor. Doktor, avukat, iş insanı, şirket yöneticisi gibi çok farklı mesleklerden gelen bu yatırımcılar Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini değerlendirmek ve elbette para kazanmak için bu yatırımları yapıyor. Devletin verdiği sıfır faizli veya düşük faizli krediler de cazip geliyor.
Hayvancılığın ve tarımın bu yeni aktörleri maliyeti, kar zarar hesabını biliyor. Maliyeti düşürmek için geldikleri sektördeki alışkanlıkla “ucuz emek” ile üretim yapmak istiyor. Afgan, Suriyeli, Özbek, Moldovalı işçiler, çobanlar genellikle bu işletmelerde çalıştırılıyor. İşin boyutu o kadar büyüdü ki bu işletmeler arasında eleman transferleri bile yapılıyor. Daha yüksek parayı veren elemanı kapıyor.
Küçük aile işletmesi, adı üzerinde zaten küçük. Afgan, Suriyeli, Özbek, Moldovalı çoban çalıştırmaz, çalıştıramaz. Aile emeği ile çark dönüyor. Para kazanamayınca elindeki birkaç ineği kesip sektörden ayrılıyor. Hayvancılığı bırakanlardan kimisi kırsaldan göç etti. Kimisi başka alanlarda işçi oldu. Başka bir neden de köy okullarının kapatılması. Kırsala ekonomik ve sosyal yatırımların yapılmaması sonucu kırsalın boşalması ve sadece yaşlı nüfusun kalması. Gençler köyde........
