menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜİK’e açık mektup

82 0
02.07.2026

Öncelikle şunu belirtmeliyim. Bu mektup defalarca iletişim kurmaya çalışmama rağmen karşı tarafın, yani TÜİK’in kendini o koskoca binaya adeta hapsetmeyi ve iletişim kurmaktan kaçınırcasına davranmayı tercih eden yaklaşımından dolayı aleniyet kazandı. Bir kısmını bu köşede daha önce de dile getirdiğim önerilerimi ve TÜİK-medya ilişkilerinin yürütülmesinde yaşanan sıkıntıları ve bunların aşılması için neler yapılması gerektiğine ilişkin görüşlerimi aktaracak muhatap bulamadığım için bu mektubu yazmak durumunda kaldım.

Yıllar önce Merkez Bankası’nın elektronik veri dağıtım sistemini (EVDS) hizmete sokmadan önce medyanın görüşüne başvurduğunu, eleştirilerini dinlediğini biliyorum. Yine aynı şekilde yıllar önce eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir’in eleştirilerini anlatmaları ve kullanımda ortaya çıkan sorunları dile getirmeleri için medya ile TÜİK’in üst düzey çalışanlarını bir araya getiren toplantılar yaptığını da. O dönemleri bizzat yaşadım, o toplantılarda da bulundum.

Oysa bu kez bazı konuları aktarabilmek için özel kaleme ulaşmak bile mümkün olmadı. Belli ki bazı kişiler kendilerini çok yukarıda konumlandırıyor! Olabilir.

Bu arada yeni Başkan ile bir görüşme talebiyle yola çıkmadığımı, buna gerek duymadığımı da belirteyim.

TÜİK niye veri toplar?

Bazı kuruluşlar vardır ki çalışmalarını kamuoyuna çok sınırlı ölçüde yansıtmak ister, hatta o iş sonuçlanana kadar hiçbir açıklama yapmaz, işin doğası da bunu gerektirir.

Siz hiç MİT’in rutin faaliyetlerini nasıl yürüttüğünü duydunuz mu, tabii ki duyamazsınız. Hadi MİT’i bir kenara koyalım; Milli Savunma Bakanlığı’nın, İçişleri Bakanlığı’nın, bu çerçevede Emniyet’in tüm faaliyetlerini açıkladığını gördünüz mü?

Ama öyle kurumlar vardır ki, temel amaçları yaptıkları işi kamuoyuna duyurmaktır. Çünkü yaptıkları iş, topladıkları bilgiyi ya da yaptıkları hesaplamayı kamuoyuna açıkladıklarında bir anlam kazanır.

Bu kurumların başında Türkiye İstatistik Kurumu gelir, tartışmasız! TÜİK veri toplar ve yayımlar. Yayımlamak yetmez, o verinin iyi anlaşılmasını ve olabildiğince geniş kesimlere yayılmasını sağlamak da gerekir.

Veriler toplandığı ile kalacaksa, anlaşılmasında zorluk yaşanacaksa ve topluma mal olmayacaksa onları derlemenin ne alemi var.

Örneğin biz medya mensupları niye haber ve köşe yazısı yazar; niye televizyon, radyo ve sosyal medyada yayın yaparız; okunsun, izlensin ve dinlensin diye. Ayrıca olabildiğince fazla kişiye ulaşmaktır amaç.

TÜİK’in yaptığının da çok farklı bir yönü yok.

TÜİK onlarca veri üretiyor ve bunların toplumda olabildiğince geniş bir kitleye ulaşması arzulanıyor.

Bunun yolu ne peki; medya, yani bizler…

Veriler haber bülteniyle açıklanıyor; o verilerin ne anlama geldiği metaveride izah ediliyor. Kimi veriler zaten çok iyi biliniyor ve herhangi bir izaha gerek yok. Kimi veriler var ki ya da kimi dönemler oluyor ki metaverideki bilgi notları yetersiz kalıyor, o zaman da doğrudan TÜİK’e başvurup doğru bilgiyi almak gerekiyor.

İşte orada karşınıza bir engel çıkıyor.

Basın müşavirlerinin görevi ve mevzuat hazretleri!

Hangi yıl terk edildi hatırlamıyorum; daha önce TÜİK’in şöyle bir uygulaması vardı. Açıklanan her haber bülteninin altında o bültenle ilgili teknik bilgi verebilecek birimin ve kişinin adı ve telefonu yer alır, çok kolaylıkla ve çok hızlı bir şekilde gereken teknik bilgiye ulaşmak mümkün olurdu.

TÜİK bu uygulamayı terk etti. Şimdi bir çağrı merkezi var; 124. Burayı arayacaksınız, oradaki görevliye derdinizi anlatacaksınız…

124 sizi başka bir birime aktaracak.

O birim de aslında bilgi verebilecek değil de sorduğunuz soruya kimin yanıt verebileceğini belki bilecek bir birim olacak.

Oradan aldığınız numarayı arayacaksınız, önce karşınıza çıkanın “Ama ben açıklamaya yapmaya yetkili değilim” gerekçesini dinleyeceksiniz, belki bir bilgi alabileceksiniz ve o sırada haber ya da köşe yazınız bekliyor olacak.

Basınla ilgili birim ne güne duruyor! Basın birimimiz de bu işle görevli, diyebilirsiniz. Ben pek emin değilim! Basın müşaviri meşgul değilse telefona elbette bakar; ancak her istatistiğin detayını bilmesi doğaldır ki mümkün olmadığı için o da ilgili birimden bilgi alıp dönmek durumundadır.

Ama zaten kamu kurumlarındaki basın müşavirlerinin, tabii ki TÜİK basın müşavirinin de her gazeteci ile derhal bire bir iletişim kurma yükümlülüğü de yok, yani yokmuş! Bunu yeni öğrendim, öğrendiğim de iyi oldu. Bunu nereden mi öğrendim; anlatayım.

Geçenlerde hakkımda manevi tazminat davası açmıştınız ve mahkeme davayı reddetmişti ya. Dava dilekçesine verdiğim........

© Ekonomim