menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yolun Yükü

60 0
28.06.2026

Yola çıkalı ne kadar olmuştu bilmiyordu. Fakat sabahın ilk ışıklarında etkisiz olan güneş şimdi tepesine dikilmiş bütün varlığıyla gücünü hissettirmeye başlamıştı. Gözlerini güneşten ayırıp önünde uzanan yola çevirdi. Bu yolun nerede başlayıp nerede bittiğini bilmiyordu. Yol bütün ağırlığıyla uçsuz bucaksız bir halde karşısında uzanıyordu. Yolda olması bir davet değildi, kendini bildi bileli bu yolun yükünü taşıyordu. Yapmakta olduğu şeyin bir zorunluluk mu, alışkanlık mı, yoksa bir istek mi olduğunu düşünmeden devam ediyordu, çünkü bunu düşünmenin geride kalmak olduğunu biliyordu. Duramazdı, yol uzundu ve varması gereken yere bir an önce varması gerekiyordu. Her günün farklı aynılığında ilerlemeye devam etti. Taşların değiştiği, yolların açılıp kapandığı, geçitlerin daraldığı yolda yalnızca ilerliyordu. Çünkü ilerlemek yaşamaktı ya da ona en çok benzeyen şeydi.

İlerledikçe bir yandan da yolun değiştiğini düşünüyordu. Değişmesini istiyordu. Sabah kolaylıkla yürüdüğü yol öğleye doğru uzuyor, ilk bakışta önemsiz görünen çukurlar giderek büyük uçurumlar gibi görünmeye başlıyordu. Aslında değişen yol değildi. Aynı yoldu, aynı çukurlar, aynı taşlar, aynı adımlar… Değişen yalnızca zamandı. Bazı anlarda yürüdüğü yolu değil, içinden geçtiği zamanı aşmaya çalıştığını fark ediyordu. Başını kaldırıp karşısında uzayan yola baktığında yolun sonunun ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın aynı uzaklıkta kaldığını görüyordu. Yolun sonunda bir bitişten ziyade, yeni bir yolun olabileceği huzursuzluğuna kapıldı. Çünkü yol elinden kaçan bir ip gibiydi, tutmaya yaklaştıkça biraz daha uzağa çekiliyordu. Buna rağmen durmak yerine adımlarını sıklaştırdı. Çünkü durmak yoldan çıkmak demekti. Aniden esen rüzgâr dengesini bozmuştu. Ayağının altındaki........

© Ek Dergi