menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ansızın Giden Güzel Adam: Mustafa Horasan

15 0
20.06.2026

Ek Dergi’nin varlığında ve sürdürülebilirliğinde büyük emeği olan sevgili Ali Şimşek, beni arayıp; geçenlerde kaybettiğimiz ortak arkadaşımız ressam Mustafa Horasan’ı anmak için özel bir bölüm hazırladığını, yakından tanımış biri olarak ona dair bir yazı yazmamı istediğini söylediğinde hiç düşünmeden kabul ettim. Aslında duygularını yazıyla sağaltan biri olarak, Mustafa’nın ani vefatının ardından sosyal medyada ne hissettiğimi anlattığım bir yazı paylaşmıştım. Kelime sayısının sınırlı olduğu bir alanda yazdıklarım üzerinden belki tekrara girmeyi de göze alarak; neredeyse 30 yıla dayanan arkadaşlığımızı, bu kez zamana yayılmış ve o kısacık paylaşımlara sığmayan anıların genişliğinde yeniden kaleme alacağım.

Uzunca zamandır, kendisi de böyle tercih ettiği için, çoğu insan ona Horasan diyor ama ben alışık olduğum şekilde hitap edeceğim.

Mustafa’yla ilk kez Tüyap Sanat Fuarı’nın alt katında tanıştım. O sene Tüyap daha Beylikdüzü’ne taşınmamış, Taksim’de gerçekleştiriliyordu. Hafızam beni yanıltmıyorsa 1997 yılıydı. Ancak Mustafa Horasan ismini birkaç yıldır sürekli duyuyordum. Yirmili yaşlarıma yeni girmiştim. Resim sanatına özel bir yeteneğim ya da ilgim olmamasına rağmen, içinde olduğum şartlardan dolayı ergenliğimden beri camianın içinde büyüyordum.

Babam ile Teşvikiye Sanat Galerisi’nin sahibi ressam Doğan Paksoy, ortak olarak “Türkiye’de Sanat” ve “Genç Sanat” dergilerini çıkartıyorlardı. Ablam dergilerin mizampajından aboneliğine kadar olan tüm dergi işlerini Teşvikiye Sanat Galerisi bünyesinde yürütüyordu. Teşvikiye Sanat Galerisi, o yılların en önemli sanat galerinden biriydi. Sadece sanatçıların ya da koleksiyonerlerin değil; sanat tarihçilerinin, yazarların hatta başka sanat galericilerinin bile sıklıkla uğradığı bir yerdi. Ne zaman yolum düşse ya bir ressamla, ya bir heykeltraşla ya bir sanat tarihçisiyle ya da bir galericiyle tanışırdım. Mustafa ile orada hiç karşılaşmadık ama dergilerin grafik tasarımında zaman zaman ablamla birlikte çalışarak ona destek verdiği ve dışarda arkadaş olarak görüştükleri için evde sık sık adını duyuyordum. Ayrıca grafik ajansımıza iş için gittiğinden, babamla da mesaisi vardı. Babam, ona hediye edilen bir Horasan resmiyle gelmişti bir gün eve. Başka bir akşam da ablam Mehmet Ergüven’in kaleme aldığı kalınca bir Mustafa Horasan kitabı getirdi eve. Şehir dışından gelen kuzenimle geç saatlere kadar kitabı inceleyip resimler üzerine uzun uzun konuştuğumuzu çok net hatırlıyorum.

Geçmişi hatırlamaya çalışırken, bir Horasan resmi ile ilk kez karşılaşıp da aklınızda kalmaması çok zor diye düşünüyorum şu an. Beğenip beğenmemenizden, sizi içine alıp almamasından bahsetmiyorum. Görür görmez dikkatinizi çekmesinden bahsediyorum. O dönemde odağının tamamı kendi özel dünyasında olan, hayatın felsefesini tamamen kitap okuyarak anlamaya çalışan bir genç kız olarak; boyadığı canlı renklerin birleşiminin kalbimde yaydığı mutluluğa tezat, aklımı zorlayan karanlık figürleri ile Horasan resimleri görür görmez dikkatimi çekmişti. Çok değişik bir insan olmalı diye düşünmüştüm.

Tıpkı resimleri gibi ilk görüşte akılda kalacak biriydi Mustafa ama değişik bir insan olduğu için değil. Göz kontağı kurmasa da senin varlığınla bağlantı kurduğunu kendine has bir şekilde belli eden; neşeli, enerjik, sıcak kanlı bir yapısı vardı. Sanki sevdiğin bir akrabanı görmüşsün gibi hissederdin. Tıpkı resimlerindeki gibi kıyafetinde de her zaman bir renk kusursuzluğu olurdu. Spor giyim tarzında; gündelik hayatında bile aksatmadığı abartısız, sade bir uyum vardı. Dolayısıyla onunla tanışan birinin tepkisi -arkadaşlarımla, kuzenlerimle tanıştırdığım için biliyorum- “ne tatlı, ne hoş adam,” olurdu. Onu yakından tanımış biri olarak bunca zaman sonra, ona dair tek bir cümle kurmam gerekse; tanıdığım en kalbi geniş insanlardan biriydi, diye tanımlarım.

Tam da bu yüzden vefat haberini öğrendiğim an çok üzüldüm. İnsan........

© Ek Dergi