menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Tek başımayım ve perişanım”: Stefan Zweig, Joseph Roth dostluğu

59 0
31.08.2026

2 Eylül 1894 Avusturya’nın önemli yazarlarından Joseph Roth’un doğum günüdür. Geçtiğimiz yüzyılda Doğu Galiçya’nın en büyük Yahudi yerleşimi kabul edilen Brody’de dünyaya gelmişti. Lise öğreniminin ardından başkent Lemberg’de üniversitesinin felsefe bölümüne kaydolur, ancak bir yıl sonra, 1914’de Viyana’ya yerleşir. Burada Alman edebiyatı öğrenimine başlar. 1916 yılında gönüllü olarak cepheye giden Joseph Roth Birinci Dünya Savaşı’nın ardından düşlerinin vatanı olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküşünü yaşar, o andan sonra da kendini bir Haymatlos olarak kabul eder. Avusturya edebiyatında Joseph Roth için ‘kahvehane edebiyatçısı’ denir. Viyana kahvehaneleri 20. yüzyılın başında bir çok yetenekli gencin kültüre, edebiyata ve sanat yaşamına ilk adımlarını attıkları yerler olmuştu. Bütün günlerini Viyana’nın kahvehanelerinde geçirenler arasında Klimt, Schiele, Kokoschka, Trakl, Canetti, Broch, Schnitzler, Hofmannstahl, Altenberg, Musil, Zweig, Lehár, Stauss, Werfel ve Trotzki gibi ünlü kişiler çıkmıştır. Roth bu kahvehane alışkanlığını Berlin’e yerleştiği yıllarda da sürdürmüştü.

Joseph Roth fakirlik ve yoksulluk içinde geçen gençlik yıllarının ardından yüksek öğrenimi için Viyana’ya gelirken beraberinde çok değerli bir şey getirmişti: Alman diline olan sonsuz tutkusunu! Kısa sürede profesörlerinin dikkatini çeken bu başarılı öğrenciye burs verilmiş ve öğreniminin ardından da üniversitede doçent olarak görev yapabileceği söylenmişti. O günlerde Roth her şeyin yoluna girdiğine inanmıştı. Ancak güvenli bir yaşama kavuştuğunu sandığı günlerde Birinci Dünya Savaşı başlamış, gelişmeler bütün ümitlerini yıkıvermişti.

Roth’un eli açıktı

Yepyeni bir yaşam kurmak isteyen Joseph Roth’un yerleştiği Berlin’de şansı yaver gider, kısa süre sonra onun keskin bakışlı mükemmel bir yazar olduğunu sezen büyük gazeteler Roth’a ilgi duymaya başlar. Anlatımı göz kamaştırıcıdır, kişilere her zaman insanca yaklaşır, içlerine girerdi. Roth’un o yıllarda kazancı yerindeydi, fakat eli açıktı. Kolay gelen parayı bol keseden harcadı, küçük bavulu elinde, göçebe örneği kentten kente gitti, küçük otellerde konakladı. Genç Joseph Roth 1920’li yılların sonuna kadar bir bohem yaşamı sürdürdü.

1933 yılında yerleştiği Paris’te de otel odalarında ‘özgür’ bir yaşamı yeğler. Eline geçen para geldiği gibi gidiyordu. “Gelecek hafta nasıl yaşayacağımı bilemiyorum…” Aylarca üzerinde aynı giysiyle dolaşıyordu. “Kendime iyi bir kefen alıp bir kenara kaldırsam fena olmayacak” diye sık sık düşündüğü olmuştu. Verimli olduğu yaklaşık 20 yılda on altı romanla on dokuz öykünün altına imzasını atmasına karşın eli açık bir insan olması, durumu kendinden kötü olanlara destek vermesi yaşamını olumsuz etkilemiştir… Nazi felaketinin ortasında her şeye karşın verimli ve onurlu bir yaşam sürdürmeği kafasına koymuştu.

Sağlam karakterli, onurlu, dürüst ve kendisine inanılır birisiydi. “Dostluğun sınırı yoktur, o koşulsuzdur” diye düşünen Roth nefret nedir bilmezdi. O günlerde eski monarşinin özlemini çekmesinin nedeni belki de toplum düzeninin parçalanması, kimsenin geleceğinden emin olamamasıydı. Joseph Roth gibi kendisi de yaşamının son yıllarını sürgünde geçirmiş olan Stefan Zweig yakın dostu üzerine şöyle konuşmuştu: “Joseph Roth Alman edebiyat tarihinin silip atamayacağı ender insanlardan biriydi. O, üstün bir yaratıcılık için gereken sayısız öğeye sahipti.” Roth büyük coşkular yaşayan, her şeyde sınırlarını zorlayan bir insandı. Dine olan inancı sonsuzdu, kişiyi yok edebilecek içsel gerilimlere sahipti. Zweig şöyle devam etmişti: “Roth’un ruhunda bir başka insan daha vardı. O, akıllı, çok uyanık, yerine göre eleştiriyi seven yanıyla dürüst ve yumuşak olmasını başaran bilge bir Yahudi’ydi de. Ve onun bir........

© Ek Dergi