Eğitimde şiddet
Öğretmene Şiddetin Kaynağı Nerede?
Türkiye’de öğretmenlerin yaklaşık yarısı meslek hayatlarında en az bir kez şiddete maruz kaldığını belirtiyor. Peki okullarda giderek görünür hale gelen öğretmene yönelik şiddetin arkasında yalnızca bireysel tepkiler mi var, yoksa daha derin toplumsal ve yapısal nedenler mi?
Son yıllarda okullarda öğretmene yönelik şiddet haberleri arttıkça, toplum olarak şu soruyla daha sık karşılaşıyoruz: Eğitim kurumlarında gerçekten ne oluyor?
Bir öğretmenin kendi öğrencisi tarafından okulda hayatını kaybetmesi, yalnızca bireysel bir trajedi değil; aynı zamanda eğitim sistemimizde uzun süredir biriken sorunların acı bir yansımasıdır. Çünkü eğitim kurumlarında yaşanan şiddet artık münferit olaylarla açıklanamayacak kadar görünür hale gelmiş durumdadır.
Aslında şiddet yalnızca eğitim kurumlarına özgü bir problem değildir. Aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet ya da trafikte yaşanan gerilimler gibi birçok alanda karşımıza çıkan toplumsal bir sorundur. Toplumsal yapının en önemli kurumlarından biri olan eğitim sistemi de doğal olarak bu sosyal atmosferden bağımsız değildir.
Öğretmenlik Mesleğinin Değişen Algısı
Eğitimde öğretmene yönelik şiddet tartışmalarında çoğu zaman göz ardı edilen önemli bir boyut ise öğretmenlik mesleğinin toplumdaki algısında yaşanan değişimdir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenlik mesleği toplumun en saygın mesleklerinden biri olarak görülüyordu. Öğretmen yalnızca bilgi aktaran bir kişi değil, aynı zamanda topluma yön veren bir rehber olarak kabul ediliyordu.
Zaman içinde bu algının zayıfladığı ve öğretmenin toplumsal otoritesinin aşındığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuştur. Bu değişimin eğitim ortamlarındaki davranış kalıplarını da etkilediği açıktır.
Bu yazıda eğitim sistemimizde öğretmenlere yönelik şiddeti, eğitim sendikalarının raporları ve araştırmaları ile OECD ülkelerindeki veriler ışığında karşılaştırmalı olarak değerlendirmek istiyorum.
Şiddetin Psikolojik ve Toplumsal Boyutu
Eğitim kurumlarında yaşanan şiddeti yalnızca disiplin veya güvenlik sorunu olarak değerlendirmek yeterli değildir. Şiddet; psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutları olan karmaşık bir davranış biçimidir.
Psikoloji literatüründe şiddet genellikle bir bireyin başka bir bireye fiziksel, sözlü ya da psikolojik zarar vermeyi amaçlayan davranışları olarak tanımlanmaktadır. Araştırmalar ise okullarda en yaygın şiddet türünün fiziksel saldırıdan çok sözlü saldırılar ve psikolojik baskı olduğunu göstermektedir.
Psikolojide şiddeti açıklayan önemli yaklaşımlardan biri Engellenme–Saldırganlık kuramıdır. Bu kurama göre bireyler hedeflerine ulaşamadıklarında yaşadıkları engellenme duygusunu saldırgan davranışlara dönüştürebilirler. Okul ortamında bu durum; öğrencinin başarısızlık duygusu, velinin beklentilerinin karşılanmaması ya da sınav baskısı gibi faktörlerle ortaya çıkabilmektedir.
Bir diğer önemli yaklaşım ise psikolog Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramıdır. Bandura’ya göre insanlar davranışları büyük ölçüde gözlem yoluyla öğrenir. Aile içinde şiddete tanık olan ya da medyada şiddetin normalleştiğini gören bireyler zamanla bu davranışı bir iletişim biçimi olarak benimseyebilirler. Bu nedenle okulda görülen şiddet çoğu zaman toplumsal kültürün bir yansımasıdır.
Eğitim Sisteminin Yapısal Etkisi
Türkiye’de öğretmene yönelik şiddet konusunda eğitim sendikalarının raporları da önemli veriler sunmaktadır. Eğitim-Sen ve Eğitim-İş raporlarında okullarda şiddetin giderek arttığı vurgulanırken, Türk Eğitim-Sen’in öğretmen anketlerinde öğretmenlerin yaklaşık %48,7’si meslek hayatlarında en az bir kez şiddete maruz kaldıklarını ifade etmektedir. Eğitim-Bir-Sen raporlarında ise şiddet olaylarının önemli bir bölümünün veliler tarafından gerçekleştiği belirtilmektedir.
Araştırmalar öğretmene yönelik şiddetin bazı okul türlerinde daha yoğun yaşandığını da göstermektedir. Özellikle mesleki ve teknik liselerde bu tür vakaların daha sık görüldüğü ifade edilmektedir.
Peki bazı okul türlerinde şiddet neden daha fazla görülmektedir?
Bu sorunun yanıtı büyük ölçüde eğitim sistemimizin yapısal özelliklerinde gizlidir. Kademeler arası geçişte uygulanan merkezi sınavlar öğrencilerin farklı okul türlerine yönlendirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu süreçte bazı okullar en yüksek akademik başarıya sahip öğrencileri seçerken, sınavlarda yeterli başarıyı gösteremeyen öğrencilerin belirli okul türlerinde yoğunlaşması eğitim sistemi içinde akademik ve sosyal ayrışmayı derinleştirebilmektedir.
Bu ayrışma yalnızca akademik başarıyı değil, aynı zamanda okul iklimini ve davranış kültürünü de etkilemektedir.
Eğitimde şiddet yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülebilecek bir sorun değildir. Sınav odaklı eğitim sisteminin yeniden sorgulanması, okul türleri arasındaki farkların azaltılması ve öğrencilerin yalnızca akademik başarılarına göre değil sosyal ve psikolojik gelişimleri dikkate alınarak yönlendirildiği kapsayıcı modellerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Çünkü eğitim yalnızca bilgi aktaran bir sistem değildir; aynı zamanda toplumun geleceğini şekillendiren en önemli kurumsal yapıdır.
Geleceği aydınlık, yarınları umut dolu nesiller için gerçekten “ÖNCELİĞİMİZ EĞİTİM” diyebiliyor muyuz?..
ikegitmeni@hotmail.com
