62 Tavşanı: Sunay Akın
1: Kalede de, kalemde de bir başına. Ama ayırmıyor gözünü yine de saha kenarındaki çocuklardan.
2: İki çocuk rahatlıkla oturduğu kapının eşiğine kendi başına zor sığıyor bugün. Büyüdüğünden değil elbet, yalnızlığından. O kalabalık yalnızlığından…
3: Mehmet Münif Paşa’dan yadigar üç zürafasıyla beraber aydınlığın yılmaz emekçisi. “Bekçisi” de denebilir tabii!
4: Dört bir yanında oyuncaklar ve babasının havada hâlâ asılı duran o sözü: “Gene döndük başa!”
5: Hilalin önündeki beş köşeli yıldızın ta kendisi. Hem aydın hem insan…
6: 6 Aralık 1942’ye gitmiş de kalmış oralarda sanki. Dayamış kulağını Amerika’nın Sesi kanalına, Charlie Chaplin’i dinliyor hâlâ. Evet, üstelik hâlâ…
7: Ustası Cemal Süreya’nın çok isteyip de tamamlayamadığı o “yedi kırlangıcın hayatı”nı ilk devirdiği gün neler düşündüydü acaba? Buzdağlarını mı?
8: Sekizinci kırlangıcını yaşıyor şimdi.
9: Kovulduğu köylerin sayısı çoktan aştı dokuzu. Ama o, hâlâ, bir köyü olsun tam anlamıyla aydınlatabileyim derdinde. Tıpkı Mustafa Güzelgöz gibi… Namı diğer Eşekli Kütüphaneci…
10: On yaşına kadar Trabzon’da. On yaşından sonra İstanbul… Böyle başlar ilk aşkının hikâyesi de, o bir türlü kavuşamadığı Kız Kulesi’yle…
11: İlk on birinin on birini de kalecilerden yazsa şaşırtmaz kimseyi! Öyle de sadık bir teknik direktör, pardon, kaleci işte!
12: Doğum gününü en son kutladığı akşam, Evren’in askerleri geziyordu evrende. Takvimler, 12 Eylül 1980’i gösteriyordu. Ölümler de…
13: Meddahlığın modern bir örneğini sergilediği o muazzam tek kişilik gösterilerindeki 13 yaş sınırı, on üç yaş altındakiler kendi dertlerine yansınlar diye değil, Oyuncak Müzesi’ne varsınlar diyedir, ha! Benden söylemesi…
14: Her 14 Şubat’ta gizli gizli önce Zeynep Kamil Hastanesi’nin bahçesine, oradan da İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne gidiyormuş gibi gelir bana hep. Kahramanlarının adlarının arasına bağlaç bile girememiş olan bir aşk hikâyesini okuduktan sonra dünyanın yazılı ilk aşk şiirini sevmeye…
15: Tarihe kralların değil, o kralların sebep olduğu savaşlarda yitip giden on beşlilerin gözünden bakmayı sanki bin yıldır ödev bilmiştir kendisine. Biz onu okurken aslında bu ödevin satırlarını okuruz, öyle ya!
16: Geyikli Park adlı kitabında yer verdiği “Mahya ve Çocuk” başlıklı yazısına tarihten bulup çıkardığı bir resim ekler, 62 Tavşanı: Sunay Akın. Bu resimde üç çocuk, yere daire şeklinde dizdikleri on altı adet mumu yakarlarken görülür. Bu da böyle bir ayrıntıdır işte, yakalayanlar için!
17: Mesela o resimde on altı değil de on yedi adet mum olsaydı, bu ayrıntıyı yukarıya değil de aha buraya yazmak zorunda kalacaktım. (Şaka şaka, sadece 16 ile 17’ye ne yazacağımı bulamadım!)
18: On sekiz yaşındaydım kendisini ilk tanıdığımda. Ağabeyim, ustam, arkadaşım, yoldaşım, hocam biliş o biliş… Darısı tüm okurlarının başına!
19: Bütün 19 Mayıslarda aklına bir tarih daha düşürür: 1 Temmuz 1927! Çünkü her gidişin bir dönüşü vardır ve o bunu çok iyi bilir!
20: Babamı yitirdiğim o pis Mayıs’ın 20’sinde acıma ses verip “Sıralı olsun, canım kardeşim,” demişti, “sıralı olsun…” Hâlâ kulaklarımdadır o kucaklayan sesi.
21: Nâzım’ın “Saat 21-22 Şiirleri”ne gerçek anlamda dalış yapabilmiş olan tek araştırmacı, tek şair, tek denizcidir (okz. Önce Kadınlar ve Çocuklar).
22: Hâlâ konduramaz Rüştü’ye, henüz yirmi ikisinde göçüp gitmeyi. Ve hâlâ eğiktir başı, henüz yirmi dördünde vefat eden Muzaffer’in ardından. İkisini de hem kardeşleri hem de ağabeyleri bilir.
23: Yirmi üçündedir, Belgin Hanım’la dünya evine girdiğinde. O gün bugün müdür yoksa başka bir gün bugün müdür bilmem, bir yanıyla hep nikah memuru olmak ister. Belki de ta Ubeydullah Efendi’den…
24: Her 24 Ocak’ta Uğur Mumcu için bir kalemini daha kırar, karanlığın. Gözlüğünü ondan ödünç almıştır çünkü, bir bakıma.........
© Edebiyat Burada
