Bir Tosunun Ardında Kalan Hafıza: Sevinç Çokum’dan Gözleri Mürdüm
Bir Tosunun Ardında Kalan Hafıza: Sevinç Çokum’dan Gözleri Mürdüm
Bu öykü, Sevinç Çokum’un 2023 yılında Kapı Yayınları’ndan çıkan “İlkin Kuşlar Uyanır” kitabında yer almaktadır.
Öykü “Annem’e…” ithafıyla başlıyor.
*****
Sevinç Çokum’un “Gözleri Mürdüm” öyküsünün kalbinde ilk bakışta bir çocuk ile hayvan arasındaki bağ yer alsa da aslında öykü çok daha derin katmanlara sahip. Öykü, bireysel bir hatıranın arkasında göç, hafıza, toplumsal hafıza, masumiyetin kaybı ve köy hayatının çok boyutlu gerçekliklerini gözler önüne seriyor. Yazar, bir yandan Karadeniz’in hırçın dalgalarını, köyün kokularını, tatlarını ve gündelik hayatını neredeyse dokunulabilir ayrıntılarla canlandırırken diğer yandan da bir çocuğun gözünden dostluğu, kaybı ve özlemi aktarıyor.
Öyküde öne çıkan şey, bireysel bir hatıranın evrensel bir duyguya dönüşmesi. Bir çocuğun “Mürdüm” adını verdiği tosunla kurduğu bağ, aslında insanla doğa arasındaki kadim dostluğun ve güven ilişkisinin sembolü. Çokum, bu bağı işlerken köyün sert gerçekliklerini, şiddeti, çıkar çatışmalarını ve göçün yarattığı özlemi de arka planda canlı tutuyor.
*****
Çokum, köyü anlatırken görsel tasvirlerle yetinmiyor; koku, tat, ses ve hatta dokunuşun ayrıntılarını da işin içine katıyor. Bu yönüyle öykü, bizi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp adeta köyün içine, sobanın başına, samanlığa, gözleme tezgâhının yanına taşıyor.
Öykünün daha ilk satırlarından itibaren okur olarak köy hayatının somut ayrıntılarıyla karşılaşıyoruz:
“Tencereden taşan ekşi yoğurtları, sıcak sıcak tüten gözlemeleri, samanların arasında saklanan armutların, elmaların tadını, evin alt tarafındaki ahırdan etrafa dağılan tezek kokusunu… Yukarıda mısır ekmeği pişiyor, yanıklı yanıklı evire çevire…”
Burada dört farklı duyunun aynı anda devreye girdiğini görüyoruz: ekşi yoğurdun kokusu ve tadı, gözlemenin sıcak buğusu, saman arasında gizlenen meyvelerin lezzeti, ahırdan gelen ağır koku. Bu ayrıntılar bir araya geldiğinde, köy yalnızca bir coğrafya olmaktan çıkıp belleğimizde saklanan, “unutulamayan bir yer”e dönüşüyor.
Köyün atmosferini diri tutan bir diğer unsur, sesler. Sofada emekleyen çocukların gülüşleri, gaz lambasının hafif cızırtısı, tarladan gelen ayak sesleri… Tüm bu sesler, öyküde arka planda kalsa da köyün yaşantısını capcanlı hissettiriyor. Anlatıcı, bu sesleri “hafızanın en kalıcı katmanları” olarak aktarıyor. Çünkü bir mekânın hatırlanmasında, sesin payı çoğu kez görsel imgelerden bile daha güçlü olabiliyor.
Ayrıca bu atmosferde dokunma duyusu da önemli bir yer tutuyor. Mısır ekmeğinin........
