Herkes tasarrufu konuşuyor, peki risk verimliliğini?
Şirketlerin gündemi uzun süredir benzer başlıklarda dönüyor: maliyet kontrolü, gider optimizasyonu, bütçe disiplini, tasarruf tedbirleri… Özellikle yüksek enflasyon, finansmana erişim maliyetleri ve ekonomik koşullar nedeniyle yönetimlerin odağında doğal olarak “harcamayı azaltmak” var. Ancak bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Tasarruf konuşurken gerçekten risk verimliliğini de konuşuyor muyuz?
Risk yönetimi ile maliyet yönetimi aynı şey değil. Bir harcamayı kısmak, her zaman riski azaltmadığı gibi tam tersine, görünmeyen kırılganlıkları büyütüyor.
Özellikle sigortada bu durum oldukça net. Pek çok şirket için sigorta hâlâ yıl sonunda “en uygun fiyatın” arandığı bir satın alma kalemi. Oysa sigorta şirketin risk taşıma kapasitesinin finansal bir yansıması. Yani konu prim değil; şirketin hangi riski üzerinde tuttuğu, hangisini transfer ettiği, hangi senaryoda ne kadar dayanıklı kalabileceği.
Bugün birçok işletmede poliçe limitleri yıllardır aynı kalırken; bina maliyetleri, makine fiyatları, iş durması süreleri, tedarik zinciri bağımlılıkları ve hukuksal sorumluluklar tamamen değişmiş durumda.
Bugün bir hasar yaşarsak gerçekten ne kadar korunuyoruz?
Risk verimliliği tam da burada başlıyor. Çünkü verimli risk yönetimi; her riski sigortaya devretmek değil, hangi riskin şirketi finansal........
