Fırsatların ve risklerin kavşağında: Türkiye’nin yeni nesil iç göç anatomisi
Türkiye’de iç göç, uzun yıllar boyunca taşradan metropollere doğru akan, “taşı toprağı altın” anlatısıyla özdeşleşmiş tek yönlü bir işgücü hareketi olarak kabul edildi.
Ancak Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2025 yılı iç göç verileri, bu klasik ezberin artık geçerliliğini yitirdiğini ve karşımızda çok daha karmaşık, yapısal dinamiklerle örülü yeni bir makroekonomik tablonun bulunduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılında iller arasında yer değiştiren 2 milyon 475 bin 19 kişinin hikayesi, yalnızca bir coğrafi hareketlilik değil; konut krizinden bölgesel kalkınma eşitsizliklerine, beşeri sermaye dağılımından işgücü piyasasının yapısal dönüşümüne kadar pek çok makroekonomik gerçeğin yansımasıdır.
Göçün yeni motivasyonu: Sadece iş değil, yaşam standardı arayışı
Toplam göç hacminin 2023 yılındaki 3,45 milyonluk olağanüstü seviyeden (deprem etkisiyle açıklanabilecek bir zirve) daha makul bir düzeye çekildiğini, göç oranının ise yüzde 2,87’ye gerilediğini görüyoruz. Ancak niceliksel bu azalış, niteliksel derinliğin azaldığı anlamına gelmiyor. Göçün arkasındaki temel motivasyonlar incelendiğinde, ekonomik refahın artık sadece “nominal ücret” veya “iş bulma” parantezine sıkıştırılamayacağı anlaşılıyor.
Nitekim 2025 yılı verilerinde en büyük payı 564 bin 114 kişiyle (",8) hanedeki bir ferde bağımlı göç alırken, hemen ardından gelen 510 bin 226 kişinin ( ,6) “daha iyi konut ve yaşam koşulları” nedeniyle yer değiştirmiş olması oldukça düşündürücüdür. Bu veri, özellikle büyükşehirlerdeki fahiş kira artışlarının, hayat pahalılığının ve konuta erişim kısıtlarının haneleri........
