menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet korur…

8 50
07.02.2025

Devletin siyasi bir tercihle sosyal sektörler­den çekilmesinin, denetleme ve düzenleme görevini yine aynı tercihlerle yapmamasının so­nuçlarını hayatın her alanında görüyoruz. Sağ­lıkta, eğitimde, turizmde… Yine de hiçbiri yüzyı­lın felaketi kadar canımızı acıtmadı.

Neden bu felaketi daha az kayıpla atlatama­dık? Neden bugün yeni bir felakete karşı hiçbi­rimiz kendimizi güvende hissetmiyoruz? Oysa deprem vergileri, giderek güçlenen inşaat sek­törümüz ve şirketlerimizin geliştirdiği teknolo­jiler düşünüldüğünde kendimizi daha güvende hissetmeliydik.

İlk yanlışı şehir planlamasında yaptık. Fay hatlarını dikkate alan, depremin ülkenin gerçe­ği olduğunun bilinciyle denetim ve düzenleme­lerin aksatılmadığı şehirler inşa etmek yerine, sermaye birikimini esas alan bir kentleşme poli­tikası izledik. Bugün bu politikanın daha acıma­sızına tanıklık ediyoruz.

Depremi bahane ede­rek, yüksek rant getiren ama çok risk taşımayan yerlerde kentsel dönüşüm bütün hızıyla devam ederken depreme karşı daha kırılgan ama ser­maye birikimi açısından cazip olmayan yerler es geçiliyor. Binalar depreme dayanıklılık per­formansı baz alınarak değil, yatırımın geri dö­nüşü baz alınarak ayrıştırılıyor. Dolayısıyla top­lumsal fayda yerine kişisel kar ön plana çıkıyor.

Yukarıda bahsettiğim bütün bu acımasız dönüşümün temeli de Van depreminden son­ra hazırlanan Afet Yasası’na dayandırılıyor. Bu yasayla beraber binada yaşayan daire sahiple­rinden birinin bile binanın risk tespiti için baş­vurması yeterli oluyor. Bina çürük çıkarsa da gelebilecek bütün itirazlara karşı binaya yıkım kararı........

© Dünya