Enflasyon neden daha hızlı düşmüyor?
Mayıs 2023 seçimleri sonrasında uygulanan "rasyonel politikalara geçiş" programı yaklaşık üçüncü senesini doldururken, enflasyonun son 12 aylık dönemde 0 bandında takılı kalması "enflasyon neden düşmüyor?" sorusunu beraberinde getiriyor.
Sene başında, 2026 sonu itibarıyla enflasyonun 1 seviyesinden "-25 bandına inmesi konusunda iktisatçılar büyük ölçüde hemfikirdi. Gelgelelim, sene başındaki güçlü baz etkilerine umut bağlamış olan bu tahminler yanılgıya düştü. Zira yılın ilk iki ayında oldukça yüksek gelen ocak ve şubat enflasyonu, yıllık fiyat artış oranını düşürmek şöyle dursun 1,5 seviyesine yükseltti.
Yılın bu olumsuz başlangıcı sonrasında yıl sonu tahminleri &'lı seviyelere revize edildi. Hemen ardından İran savaşı patlak verdi. Savaşın enerji fiyatları ve kur üzerinde yarattığı baskılar ve uluslararası tedarik zincirlerinden gelmesi beklenen ikincil etkiler ile yıl sonu tahminleri )'lu seviyelere revize edildi. Piyasa profesyonellerinin tahminleri halen bu seviyelerde seyrediyor. Neden ), 0 ve üzeri değil? Kanımca bu sorunun bilimsel dayanağı zayıf. Daha çok İngilizce'de "wishful thinking" diye ifade edilen, Türkçeye belki "Niyet hayır, akıbet hayır" deyişiyle tercüme edilebilecek bu yaklaşım, 0'ları telaffuz etmemeyi ve bu şekilde beklenti kaynaklı enflasyon yaratmamayı amaçlıyor bence. Öte yandan, mevcut trendin devam etmesi durumunda yıl sonu enflasyonunun 0'ların üzerine çıkma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerekiyor.
"Güçlü ekonomiye geçiş" ve "rasyonel politikalara geçiş"
Şimdi bir karşılaştırma yapalım ve dezenflasyon sürecinde geldiğimiz noktanın tarihsel bir perspektiften baktığımızda ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalışalım.
Kıyaslama yapmak amacıyla yakın tarihimizin en başarılı dezenflasyon programı olarak nitelendirilebilecek olan 2002-2004 dönemi ile 2023-2026 dönemini karşılaştıralım.
2002 döneminin en belirgin özelliği, Kemal Derviş reformları ile tanımlanmış kapsamlı bir kalkınma programını uygulamaya koymuş olmasıydı. Merkez Bankası bağımsızlığının kanunla güvence altına alınması, BDDK kapsamında bankacılık sektörünü kapsamlı ve muhafazakâr bir denetime tabi tutacak sağlam bir yapı oluşturulması, mali disiplin, şeffaflık ve kurumsallık prensiplerini odağına alan özelleştirme yasaları ve net bir takvime sadık kalan bu reformlar, ciddi bir yeniden yapılanma ve kredibiliteyi beraberinde getirdi. AB'ye yakınsama hikayesi ve IMF bu kredibiliteyi güçlendirdi.
Her ne kadar Derviş'in "Güçlü Ekonomiye Geçiş" programının esas ağırlığı kamu ve maliye politikası olsa........
