menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Lozan’la yaşamak

17 0
23.07.2026

Tam 103 yıl önce im­zalandı “Lozan Ba­rış Antlaşması”. Ant­laşma, arşiv raflarında yerini almış bir belge değildir. Bu nedenle bu haftaki yazımın başlığı­nı “Lozan’la yaşamak” olarak belirledim. Çün­kü Lozan’ı yalnızca geç­mişte kalmış tarihî bir metin olarak görmek, onu eksik okumaktır.

Bugün uluslararası sistem bü­yük bir dönüşüm içerisinde. Rus­ya-Ukrayna çatışması bize sınır­ların hâlâ güç kullanılarak de­ğiştirilmeye çalışılabileceğini gösterdi. İsrail-Filistin çatışma­sı, İran ABD/İsrail gerilimi ve Do­ğu Akdeniz’de giderek yoğunlaşan askerî hareketlilik ise coğrafya­nın önemini hiçbir zaman kaybet­mediğini yeniden ortaya koydu.

NATO yeni güvenlik anlayışı­nı tartışmakta. Avrupa yeni sa­vunma mimarisini oluşturmaya çalışmakta. Hint Pasifik’te yük­selen rekabet küresel güç denge­lerini değiştirmekte. Enerji hat­ları yeniden şekillenmekte. Ya­pay zekâ, siber güvenlik ve uzay teknolojileri devletlerin güven­lik anlayışını dönüştürmekte. Kısacası dünya değişmekte. An­cak dikkat ediniz... Teknoloji de­ğişebilir. Silah sistemleri deği­şebilir. Ekonomik güç merkezle­ri değişebilir. Fakat devletlerin varlığını ayakta tutan temel il­keler; egemenlik, uluslararası tanınma, toprak bütünlüğü, ba­ğımsızlık, uluslararası eşitlik değişmez. Lozan tam da bu ilke­lerin Türkiye Cumhuriyeti açı­sından hukukileştiği metindir.

Bugün zaman zaman Lozan hakkında birbirinden farklı de­ğerlendirmeler yapılmakta. “Lo­zan bir zafer miydi?” sorusu gündeme getirilmekte. Kimi za­man gerçekle hiçbir ilgisi olma­yan “gizli maddeler” gibi şehir efsaneleri dolaşıma sokulmak­ta. Kimi zaman da antlaşma, yal­nızca birkaç ada üzerinden tartı­şılmakta. Oysa tarih, sloganlarla........

© Dünya