NATO’nun vergi mükellefine yansıyan yüzü
Ankara, bugün ve yarın gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. 4 Nisan 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşması temelinde kurulan bu savunma ittifakı 77 yaşında. Türkiye ise 18 Şubat 1952’den bu yana İttifak’a üye.
Antlaşma’nın girişinde taraflar; BM ilkelerine bağlılıklarını, barış içinde yaşama iradelerini ve demokrasi, bireysel özgürlük ile hukukun üstünlüğü temelindeki ortak değerleri koruma kararlılıklarını ifade ediyorlar. Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar, refah, toplu savunma ve güvenlik için güçlerini birleştirmeyi amaçlıyorlar.
NATO’nun bu değer, ilke ve amaçlara ne derece uyduğu ayrı bir tartışma konusu. Bu yazı ise NATO’nun neredeyse hiç konuşulmayan bir yanıyla ilgili: üyeliğin vergi mükelleflerine yarattığı maliyet.
NATO’nun üye devletlere vergi yükü
Kuzey Atlantik Antlaşması’nda vergiyle ilgili bir düzenleme olmamakla birlikte, NATO taraf devletlerde iki yönlü vergisel sonuç doğuruyor: (i) savunma ve güvenlik harcamalarının finansmanı için vergi geliri kullanılıyor; (ii) NATO kapsamındaki bazı kişi, kurum ve işlemler bakımından vergi almaktan tamamen veya kısmen vazgeçiliyor.
Birinci yönüyle bakıldığında, Kurucu Antlaşma’nın 3. maddesinde savunma kapasitesini koruma ve geliştirme yükümlülüğü yer almakla birlikte, sayısal bir harcama alt sınırı öngörülmemiştir. Buna rağmen uzun süre GSYH’nin yüzde 2’si siyasi hedef olarak benimsenmiş; 2025 Lahey Zirvesi’nde ise savunma ve güvenlikle bağlantılı harcamaların 2035’e kadar GSYH’nin yüzde 5’i düzeyine çıkarılması siyasi taahhüt olarak ortaya konulmuştur.
İkinci yönü bakımından ise,........
