Trump’ın savaş algısı
Kavramlar dünyayı sadece betimlemekle kalmaz, aynı zamanda algıladığımız gerçekliğin inşasını da sağlar. Zira insan zihni hiçbir zaman dünyayı kendi nesnel gerçekliğiyle kavrayamaz; kavramların yardımıyla onu işleyerek yeni bir forma dönüştürür. Tıpkı bir resim çizer gibi, renkleri farklı tonlarda karıştırır ve tuvale aktarır. Böylelikle gerçek olarak bildiğimiz şey kendi özgün varlığından koparak bizim ürettiğimiz bir tasarıma dönüşür.
Zihin önceden kalıplanmış, sınırları belirlenmiş içerikler üzerinden kendisine aktarılan formatı kabullenerek kavramları kullanmaya başladığında ona bazı değerler de atfeder. Kavramlar yoluyla gerçekliği kategorize eder; hiyerarşik olarak konumlandırır; doğru-yanlış dikotomisi içerisine yerleştirir; yani ham bir maddeyi proses ederek ürün haline getirir ve bizlere sunar.
Bu anlamda dil, pasif bir aktarıcılıktan zihnin çalışma koşullarını belirleyen etkin bir üretici güç rolüne geçer. Kişinin kavramlara, kelimelere yüklediği anlam biyolojik, genetik, epigenetik, kültürel vs. kodlarla şekillense de dilin kullanımı bir topluluk kavrayışı haline geldiğinde nüanslar ortadan kaybolur. Gustave Le Bon’un ifadesiyle bireysel düşünce “kitlenin zihinsel birliği” yasasına tabi olur.
Siyaset evreninde de kimin düşman kimin dost, kimin iyi kimin kötü, kimin terörist kimin savaşçı olduğu bu kalıpların içerisine yerleştirilir. Michel Foucault’un ifadesiyle “söylemin üretimi kontrol edilir; seçilir; düzenlenir ve yeniden dağıtılır." İktidar önce dilde kurulur ve sürekliliği dille sağlanır. Siyasi otoritenin bilgi ve enformasyon sistemleri üzerinde kurduğu baskı iktidarın gerçeğin inşası anlamında hayatidir.........
