Barışa zaman vermek
Türkiye terörle mücadele tarihinde son derece önemli bir aşamayı geride bıraktı ve “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa”, TBMM’de ciddi bir oy desteğiyle kabul edildi.
Yasaya halk nezdindeki destek aynı oranda güçlü değil ve özellikle sosyal medya ortamında her zaman olduğu gibi kamuoyunun manipüle edildiği bir savaş ruhu hakim. Kitle yapay sınıflandırmalar ve sınırlarla kutuplaştırılmış durumda. Bir taraf diğerini “hain, terör destekçisi, bölücü vs.” şeklinde yaftalarken, öte taraftan gelen salvolarsa “barış düşmanı, İsrailci, akılsız, çözümsüz vs.” biçiminde.
Her iki tarafın da kendi yankı odaları var ve bildikleri seslerin, sözlerin dışındakilere açık değiller.
Oysa ülkemizi 40 yıldan fazladır esir alan, onbinlerce insanımıza, trilyonlarca dolarımıza, ulusal birlik ruhumuza, güven duygumuza, gelecek umutlarımıza mal olan kanlı bir çatışmanın bitmesi ihtimalinin varlığı olumlu bir durum.
Kuşkusuz daha gidecek çok uzun bir yolumuz var ve kuşaklararası geçişkenliği olan toplumsal bir travmadan çıkışta, “travma sonrası büyüme” modelini kurgulayabilmemiz için stratejik düşünme yeteneğimizi zorlamamız gerekiyor. Bu tür süreçlerde kamuoyu desteği son derece önemli.
Sürecin karşısında olanlar da iletişim mecralarının önemini bildiğinden kendi hedefleri çerçevesinde alanı boş bırakmamaya çalışıyorlar.
Yalan ya da yönlendirilmiş bilgilendirme, suni kamuoyu imajı oluşturma (astroturfing), hedef kişilere yönelik imaj-itibar zedeleme, suskunluk sarmalı yaratma, seçili bilgiyi görünür yada görünmez kılma, komplo teorilerini yaygınlaştırma, gündem zehirleme, teknik siber istihbarat vs. gibi bir çok bilişsel savaş (cognitive warfare) yöntemi etkin şekilde kullanılıyor.
Türkiye’nin on yıllardır mücadele ettiği terör, yalnızca yerel sonuçları olan bir mesele değil. Bu çatışmanın bölgesel ve küresel çaptaki dengeleri etkileyebilen özellikleri var.
Öncelikle içeriden neşet etse de dışarıdan beslenen ve çok katmanlı özellikleriyle toplumsal dokumuzun iç çeperlerine kadar nüfuz etmiş sosyopolitik bir virüsten söz ediyoruz.........
