Çocukları korumak için daha kaç çığlık duymamız gerek?
Gençliğinin baharında bir çocuk, arkadaşlarıyla kaykay malzemesi almak için çıktığı evine bir daha dönemedi. 15 yaşındaydı. Hayalleriyle birlikte toprağa gömüldü. Bir oyunun, bir arkadaş buluşmasının, bir masum alışverişin ölümle sonuçlanabilmesini düşünmek bile insanın içini sıkıştırıyor. Şimdi canımız yanıyor, şimdi öfkeliyiz. Ama sonra ne olacak? Bu haber birkaç gün sosyal medyada dolaşıp unutulacak mı?
Çünkü hep böyle olmuyor mu? Bir çocuğun ismini unutmadan bir başka çocuğun adı düşüyor gündeme. Bir yenisi daha, bir yenisi daha… Ama annesi ve babası için zaman durdu. Onlar için unutmak diye bir şey yok. Onların hayatı o an bitti. Biz ise sadece irkilip geçiyoruz.
Oysa bir çocuğun trajik ölümü, sadece bir aileye ait bir kayıp değil; bir toplumun çöküşünü işaret eden bir çığlık sesi gibidir. Ve biz, bu sesi her duyduğumuzda sarsılsak da, aynı hızla unutuyoruz.
Maalesef şiddet, ne Türkiye’de ne de dünyada artık sadece "öfkeli birinin kendini kaybetmesi" meselesi değil. Bir çocuğun canına kasteden şiddet, toplumsal dokunun acilen tamir edilmesi gerektiğini gösteren bir alarmdır. Çünkü artık şiddet, eğlencenin bir parçası gibi sunuluyor. Çocuklar ekranlardan, oyunlardan, sosyal medyadan, dizilerden, haberlerden öğrendikleri şiddeti içselleştiriyor. Çocuklar artık sadece şiddete maruz kalmıyor, aynı zamanda şiddeti uyguluyor. Birlikte oyun oynaması, birlikte eğlenmesi birlikte büyümesi gereken çocuklar birbirlerine şiddet uyguluyor,........
© Dünya
