Türkiye’de "Fractional Ownership" modeli: Hukuki, finansal ve yatırımcı perspektifi
Günümüzde gayrimenkul yatırımları, hem gelir elde etmek hem de varlıklarının değerini korumak isteyen yatırımcılar için kritik bir çıkış noktası haline geldi.
En son yayımlanan TCMB Enflasyon Raporu’nda da yer aldığı gibi 2024 3ncü çeyrek dönem itibariyle hanehalkı finansal varlıklarının toplamı 505 milyar dolar, yastık altı altın tutarı 311 milyar dolar iken, kiralık konut stoku miktarı 701 milyar dolar düzeyine erişmiş durumda.
Ancak, artan maliyetler ve likidite sorunları, bireysel yatırımcıların satın alıp kiraya vermek gibi geleneksel gayrimenkul modelleri dışında çözümler aramasına neden oluyor. Globalde de zaten bu yönde arayışlar hep olmuş durumda. Bu noktada, özellikle ABD’de uygulama alanı bulan (kısmen de İtalya’da) “Fractional Ownership” (Türkçe karşılık olarak Paylaşımlı Mülkiyet demeyi uygun buldum ama tartışılabilir tabi; Ortak Mülkiyet de tanım olarak uygun olabilir belki) modeli, yüksek maliyet engelini aşmanın bir yolu olarak öne çıkıyor.
Aslında, Fractional Ownership (Paylaşımlı Mülkiyet), birden fazla tarafın bir varlığın masraflarını ortaklaşa karşıladığı bir yatırım stratejisi. Bu düzenlemede, her yatırımcı yaptığı katkıya bağlı olarak varlık üzerinde belirli mülkiyet hakkına ve kullanım ayrıcalıklarına sahip oluyor. Peki, bu model Türkiye’de uygulanabilir mi? Finansal ve yatırımcı perspektifinden inceleyelim istiyorum.
Türkiye’de “Fractional Ownership” modeline doğrudan uygun bir yasal düzenleme bulunmuyor. Ancak, mevcut mevzuat içinde bu modelin uygulanabilirliği şu........
© Dünya
