Konut piyasasında 2025: Gürültünün altındaki gerçekler
Bu hafta Fransa’da gayrimenkul sektörünün dünya ölçeğindeki en önemli buluşmalarından biri olan MIPIM düzenleniyor. Türkiye’den de sektör temsilcileri, yatırımcılar ve geliştiriciler bu etkinlik için Cannes’da bir araya geliyor.
Ben de bu vesileyle GYODER tarafından hazırlanan Gösterge MIPIM özel sayısında 2025 yılına ilişkin konut piyasası değerlendirmemi paylaştım. Bu haftaki köşe yazımda ise o çalışmada ele aldığım bazı temel tespitleri daha sade bir çerçevede yeniden ele almak istedim.
Aslında mesele oldukça basit. Türkiye konut piyasası son birkaç yıldır hızlı fiyat hareketleri, değişen kredi koşulları ve arz tarafındaki dalgalanmalar arasında yeni bir denge arıyor. Son dönemde konut piyasasına ilişkin basında yer alan değerlendirmelerin çoğu oldukça keskin başlıklar üzerinden yapılıyor. Bir tarafta satış adetlerinin rekor kırdığını söyleyenler var. Diğer tarafta fiyatların reel olarak negatifte kaldığına dikkat çeken analizler. Oysa konut piyasası tek bir gösterge üzerinden okunabilecek kadar basit bir alan değil ki. Mevzuat düzenlemeleri, fiyatlar, krediye erişim, kira dinamikleri ve yeni üretim aynı anda değerlendirilmediğinde ortaya çıkan tablo çoğu zaman eksik kalıyor. 2025 yılı verileri de tam olarak böyle bir karmaşık geçiş dönemine işaret ediyor.
Bu tabloyu anlamak için ilk bakılması gereken alan konut fiyatlarının nominal seyri ile reel değer arasındaki fark. Yüksek enflasyon dönemlerinde fiyatların nominal olarak yükselmesi çoğu zaman piyasanın güçlü olduğu yönünde bir algı yaratıyor. Ancak enflasyon etkisi dikkate alındığında tablo farklı bir noktaya evriliyor. 2025 yılı sonunda konut fiyat endeksinin nominal olarak yaklaşık %28 civarında arttığı görülüyor. Buna karşılık enflasyondan arındırılmış veriler incelendiğinde reel fiyatların hala negatif bölgede kaldığı anlaşılıyor. Reel konut fiyatları yıl sonunda yaklaşık %1,5 oranında gerilemiş durumda.
Kredili satışlarda hareketlenme
2025 yılında piyasada dikkat çeken bir diğer gelişme kredili satışlardaki hareketlenme oldu. Kredi koşullarının sıkılaştığı son dönemde kredili satışların toplam satışlar içindeki payı hızla gerilemişti. 2020 yılında konut satışlarının yaklaşık %38’i kredi kullanılarak yapılırken bu oran 2024 yılında yüzde 11 seviyesine kadar düşmüştü. 2025 yılında ise kredili satışlarda yeniden bir toparlanma görüldü. Yıllık bazda yaklaşık %50’ye yakın bir artış gösterdi ve toplam satışların %15’i kredili olarak gerçekleşti. Bu gelişme konut talebinin yeniden canlanmasında finansmana erişimin belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koydu.
Konut piyasasında sıkça tartışılan bir diğer başlık ise yabancı yatırımcıların etkisi. Özellikle 2021 ve 2022 yıllarında yabancılara yapılan konut satışlarının hızlı artışı bu konuda güçlü bir algı oluşturmuştu. Ancak son yıllarda ortaya çıkan veriler bu etkinin giderek sınırlı hale geldiğini gösteriyor. Yabancılara yapılan konut satışları 2022 yılında yaklaşık 72 bin adet ile zirveye ulaştıktan sonra belirgin bir gerileme sürecine girdi. 2025 yılında ise bu rakam yaklaşık 23 bin adet seviyesinde gerçekleşti. Yabancı alıcıların toplam satışlar içindeki payının %4,5 seviyesinden yaklaşık %1,3 seviyesine gerilediği görülüyor. Bu tablo konut piyasasındaki hareketin esas olarak iç talep tarafından şekillendiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
2025 yılında kira piyasasında da dikkat çekici bir değişim yaşandı. Son yıllarda kira fiyatlarında görülen sert artışlar hem kiracılar hem de politika yapıcılar açısından ciddi bir sorun haline gelmişti. Özellikle 2023 yılında kira artış oranlarının bazı dönemlerde %120’nin üzerine çıktığı görülmüştü. 2025 yılı boyunca kira artış hızında belirgin bir yavaşlama başladı ve yıl sonunda kira enflasyonu %36 civarında gerçekleşti. Bu oran hala oldukça yüksek olmakla birlikte kira piyasasında en azından artış hızının kırıldığı bir döneme girildiğini gösteriyor.
Piyasanın geleceğini anlamak açısından üretim tarafındaki gelişmeler de önemli sinyaller veriyor. 2025 yılında yapı kullanım izinleri, yani tamamlanan konut sayısı, önceki yıla kıyasla büyük bir değişim göstermedi. Buna karşılık yeni verilen yapı ruhsatlarında belirgin bir artış yaşandı. Konut yapı ruhsatları yıllık bazda yaklaşık %30 oranında arttı ve 1,1 milyon seviyelerine ulaştığı görüldü. Bu gelişme önümüzdeki dönemde piyasaya girecek yeni konut arzının artabileceğine işaret ediyor.
Türkiye’de konut piyasasının önümüzdeki dönemde hangi yöne gideceği büyük ölçüde kredi koşulları, yeni konut arzının devreye girme hızı ve kira piyasasında oluşacak denge ile şekillenecek. Ancak mevcut veriler, son yıllarda yaşanan hızlı fiyat artışlarının ardından piyasanın daha sürdürülebilir bir denge arayışına girdiğini gösteriyor. Gürültünün biraz azaldığı, verinin daha sakin konuşmaya başladığı bir döneme doğru ilerliyoruz, tabi jeopolitik riskler imkan verirse…
