Emekli aylıklarında fazla primin neden karşılığı yok?
Emeklilik sisteminin mantığı aslında çok basit olmalı.
Daha uzun süre çalışan, daha fazla prim ödeyen ve daha yüksek ücret üzerinden primi yatırılan kişi, emekli olduğunda daha yüksek aylık almalı.
Çalışan da bunu bilmeli:
“Bir yıl daha çalışırsam, emekli aylığım artacak. Ücretim SGK’ya gerçek tutarı üzerinden bildirilirse, emeklilikte bunun karşılığını alacağım.”
Sosyal sigortanın özü budur.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, özellikle düşük ve orta ücretle çalışanlar açısından bu bağ ciddi biçimde zayıfladı.
İnsanların önünde çok basit bir soru var: Fazla çalışmanın emekli aylığına gerçekten ne kadar faydası var?
Cevap ne yazık ki çoğu çalışan için beklediğimiz kadar güçlü değil.
3.600 gün ile 9.000 gün arasında fark olmalı, Bir çalışan 3.600 gün prim ödemiş olsun, bir başkası 5.000 gün, bir diğeri 7.000 gün, bir başkası da 9.000 gün.
9.000 gün prim ödeyen kişi, 3.600 gün prim ödeyen kişiden 5.400 gün daha fazla prim ödemiş demektir.
5.400 gün yaklaşık 15 yıl eder.
Yani bir insan diğerinden yaklaşık 15 yıl daha fazla çalışmış, 15 yıl daha fazla SGK primi ödemiş.
Bunun emekli aylığında açık ve anlamlı bir karşılığı olması gerekmez mi?
Mevzuata ve emekli aylığı hesaplama sistemine baktığımızda prim gününün bir karşılığı var. Prime esas kazancın da karşılığı var. Aylık bağlama oranının da karşılığı var.
Kağıt üzerinde hesap yapıldığında bütün bunlar görülüyor.
Fakat vatandaş kağıt üzerindeki hesabı değil, ay sonunda banka hesabına yatırılan parayı görüyor.
Sorun da tam burada başlıyor.
En düşük emekli aylığı farkları siliyor. Bugün en düşük emekli aylığı 23.552 TL.
Bir kişinin hesaplanan emekli aylığının bu rakamın altında kalması halinde ödeme 23.552 TL’ye tamamlanıyor.
Emekliyi düşük aylığa karşı korumak elbette gerekli. ancak bunun başka bir sonucu ortaya çıkıyor.
Örneğin bir kişinin kendi primleri üzerinden hesaplanan aylığı 18 bin lira olsun. Bir başkasının 20 bin, diğerinin 22 bin lira olsun.
Bu kişiler farklı sürelerde çalışmış, farklı tutarlarda prim ödemiş olabilirler.
Fakat sonuçta üçünün de eline 23.552 TL geçiyorsa, vatandaş açısından aradaki fark ortadan kalkıyor.
Birinin hesabında 18 bin, diğerinin hesabında 22 bin lira çıkmasının günlük hayatta bir anlamı kalmıyor.
Çünkü ikisinin de bankaya yatan parası aynı.
İşte bugün tartışmamız gereken konu budur.
Sorun yalnızca asgari ücretle çalışanlarda değil, daha da önemlisi, bu mesele yalnızca hayatı boyunca asgari ücret üzerinden prim ödeyenlerle sınırlı değil. Asgari ücretin iki katı, hatta iki buçuk katı seviyesinde kazanç üzerinden prim ödenmiş olsa bile, bağlanan aylık en düşük emekli aylığının etkisinden kurtulamayabiliyor. Asgari ücretin üç katına yakın kazanç üzerinden prim ödeyenlerde bile ortaya çıkan emekli aylığı, en düşük emekli aylığının yalnızca birkaç bin lira üzerinde kalabiliyor.
Bir tarafta 23.552 TL var.
Diğer tarafta yıllarca çok daha yüksek kazanç üzerinden prim ödemiş bir çalışanın 25-26 bin lira civarında kalan aylığı var.
O zaman çalışan doğal olarak soruyor:
* “Ben yıllarca neden daha fazla prim ödedim?”
Bu soruya vereceğimiz cevap önemli. Çünkü konu sadece........
