2026 yılına yönelik bir uyarı
Zor bir yılı geride bıraktık. Ancak 2026 yılının çok daha iyi olacağını düşünebilmek zor. Benim beklentim gelecek yılın 2025 kıvamında bir yıl olacağı yönünde. Tabi yeni bir siyasi şok yaşamazsak.
Muhtemelen bu yılı potansiyel seviyesinde bir büyüme oranı ile kapatacağız. Yaklaşık olarak yüzde 4’e yakın bir oran olacağı tüm uzmanlar tarafından kabul ediliyor. Ama bu büyümenin nasıl elde edildiği ve daha da önemlisi elde edilen ekonomik büyümenin niteliği bakımından ekonomi yönetiminin nasıl bir tercihte bulunduğu göz ardı ediliyor.
Aslında “büyümenin niteliği” meselesi çok uzun zamandır dikkate alınmayan, hatta çok da önemsenmeyen bir konu. Rakam fetişizmi içine düşmüş olan ekonomi camiası, büyümenin rakamsal büyüklüğünü yeterli görüyor. Bu büyümenin niteliği itibarıyla halihazırda çözüm bekleyen diğer sorunlarımızla bunun bağlantısını görmüyor; görmek istemiyor.
Yeni bir yıla başlarken bu konudaki uyarımı bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
Çok uzun zamandır Türkiye ekonomisi hizmet-ticaret-ve-inşaat çekişli olarak büyüyor. Bu üçlüye ara sıra bankacılık ve sigortacılık sektörü de katılıyor. Özellikle “Nas” politikalarının uygulandığı düşük faiz döneminde bankacılık ve sigortacılık faaliyetlerinin çeyreklik büyüme oranlarına çift haneli katkıları olduğu görüldü.
Bu yüzden bizdeki büyümeyi genel olarak “hizmet çekişli büyüme” olarak adlandırabilmek mümkündür.
Büyüme bu niteliği ile ekonomi yönetiminin kontrolünde gerçekleştirilen ve idare edilebilen bir büyüme haline geliyor. Sektörlerdeki büyüme oranları üzerinde dış faktörlerin etkilerini dikkate almak gerekmiyor. Hizmetler genel olarak dış rekabete kapalı olduğundan ve ekonomide istihdam edilen nüfusun çok önemli bir bölümünü istihdam ettiğinden, bu şekilde büyümenin siyasilerin kontrol altında tutmak kolaylaşıyor. Diğer bir deyişle yurtiçindeki iktisadi gelişmelere bağlı olarak gerçekleştirilen ve yönlendirilebilen bu büyüme, biraz........
