Bir kentin sanatla dönüşümü: Bilbao Guggenheim efekti
İspanya’nın Bask Bölgesi’nin “Kadersiz” kenti Bilbao’nun bölge yönetimi 1990’ların başlarında bu durumu kabullenmemeyi tercih etti. Üstelik bölge, bu dönemde ekonomik ve endüstriyel bir krizin ortasındaydı.
Her yönüyle çöküşteki bu liman kentini küllerinden yeniden doğurmaya kararlı kent yöneticileri, çok az toplumda görülebilecek vizyoner bir yaklaşımla Solomon R. Guggenheim vakfına başvurarak, Bilbao’ya bir Guggenheim Müzesi şubesi açmalarını teklif ettiler.
Allahtan vakfın direktörü Thomas Krens de aynı vizyonu taşıyan bir yöneticiydi. Projeyi dinledi. Bask Yönetimi, 100 milyon dolar olarak bütçelenen inşaat yatırımını, 20 milyon dolar Guggenheim Vakfı’na ödenecek isim hakkı bedelini ve yıllık bütçe giderlerini karşılayacaklarını taahhüt edince sıra mimar Frank Gehry’yi ikna etmeye geldi. Çünkü hepimiz biliyoruz ki böyle ikonik yapılar kendi isimleri ile beraber tasarımcı mimarlarının ismi ile de anılıyorlar. Frank Gehry titanyum kaplı, dalgalı ve benzersiz formlarıyla kentin kaderini değiştirecek yapıya imzasını attı.
Bir müze açıldı, şehir doldu taştı
Kentin Ekim 1997’de, Guggenheim Bilbao Müzesi’nin açılışıyla birlikte geçirdiği evrim, kentsel dönüşüm literatüründe adeta bir ders niteliğindedir. Bilbao, tarihi boyunca yıllık 300 bini geçmeyen ziyaretçi sayısına sahipken, ki bunların ekseriyeti iş ve akraba ziyaretleriydi, müzenin açılışının ilk yılında 1.8 milyonun üzerinde turist ağırladı. Üstelik bu sayının yüzde 60’ından fazlası kenti ilk kez ziyaret eden yabancılardı.
Bu devasa patlama,........
