Made in Europe meselesi, memleket meselesi
Literatürümüze hızla giren Made in Europe kavramı ile akla gelen ilk soru, acaba yeni bir sanayi milliyetçiliği mi doğuyor oldu. Avrupa Birliği son yıllarda sessiz de olsa önemli bir dönüşüm yaşama gayreti içerisinde. Gayreti içerisinde diyorum, çünkü tam da yapmak istediğini net olarak ifade edemiyor. Ancak her ne olursa olsun, bir dönüşüm adı açıkça konulmasa da sahada tek bir mesaj veriliyor: “Üretimi Avrupa’ya geri getir.”
Pandemi, Ukrayna savaşı, enerji krizi, Kızıldeniz gerilimi ve Çin’e bağımlılık, Brüksel’de tek bir refleksi güçlendirdi, o da stratejik otonomi. Bugün artık konu ticaret yapmanın çok daha ötesinde. Daha çok yakın bir zamana kadar, korumacılık ve üretimin yeri böylesine önemli değilken, artık gelinen noktada kim üretiyor, nerede üretiyor ve kimin standartlarıyla üretiyor soruları çok fazla öne çıktı. Ve Avrupa için her geçen gün bu sorunun cevabı giderek daha fazla “Made in Europe” oluyor.
“Made in Europe” hukuki olarak tek başına bağlayıcı bir menşe statüsü konumunda değil. AB mevzuatında esas olan ülke bazlı menşedir aslında, Made in Germany, Made in Italy gibi. Ancak fiiliyatta görünen o ki “Made in Europe” artık bir pazarlama sloganından çok daha ötesine geçmeye hazırlanıyor. Tedarik zinciri güvenliğinden, karbon ayak izine, yeşil mutabakat uyumuna, sosyal ve çevresel standartlardan jeopolitik güvenliğe varıncaya kadar pek çok gerekliliğin yerine getirildiği anlamına da gelebileceğini görmek zor değil.
Avrupa Birliği neden bu noktaya geldi diye meseleye baktığımızda en önemli sebeplerin başında kritik hammaddelerde Çin’e olan........
