Fed – Hazine mutabakatı: Küresel piyasalarda ‘yeni son’ ve EM riskleri
Küresel finansın kalbi Washington’da, son yetmiş beş yılın en kritik “kurumsal boşanmalarından” biri olan 1951 Fed-Hazine Anlaşması (The Accord), bugünlerde bizzat Trump’ın Fed Başkanı adayı Kevin Warsh tarafından masaya yatırılıyor. Warsh’un “Yeni Mutabakat” çağrısı, ilk bakışta sadece Amerikan bürokrasisine dair teknik bir revizyon gibi görünse de, aslında gelişen ülke ekonomileri (EM) ve Türkiye gibi sermaye piyasaları için “kuralsız bir fırtınanın” habercisi olabilir.
1951 Anlaşması, Fed’in İkinci Dünya Savaşı sonrası hükümetin borçlanma maliyetlerini sübvanse etme görevini sona erdirmiş ve ona para politikası üzerinde özerklik kazandırmıştı. Warsh’un iddiası ise net: Fed, son yirmi yıldaki devasa tahvil alımlarıyla (QE) bu bağımsızlığı zaten fiilen yitirdi ve Hazine’nin “arka bahçesi” haline geldi. Şimdi önerilen “Yeni Mutabakat”, bu durumu resmileştirmeyi, yani Fed’in bilanço kararlarını Hazine’nin borçlanma stratejileriyle senkronize etmeyi amaçlıyor. Kevin Warsh’un önerisi, 1951 yılında Fed’e bağımsızlığını kazandıran tarihi anlaşmanın güncellenmesidir. Ancak bu bir “güncelleme” değil, Fed’in direksiyonuna Hazine Bakanlığı’nı (Scott Bessent) oturtma hamlesi olabilir. Buna göre:
Warsh’un önerdiği bu eşgüdüm, Fed’in serbest piyasa yerine Hazine’nin borçlanma maliyetlerini gözeterek hareket etmesi demek.
Piyasa etkisi: Eğer Fed, uzun vadeli tahvilleri (10 ve 30 yıllıklar) Hazine’nin istediği seviyede tutmak için alım yaparsa, bu “gizli bir parasal genişleme” olarak algılanır.
DXY (Dolar Endeksi): Normalde faizlerin artması doları güçlendirir; ancak Fed bağımsızlığını kaybederse, piyasa bunu “enflasyonist bir risk” olarak görür ve Dolar Endeksi’nde (DXY) beklenmedik bir zayıflama görebiliriz. Yatırımcı güveni sarsılırsa sermaye ABD........
