Yeşilden kırmızıya
Bir renk değişimi izliyoruz. Dünyaya birkaç yıldır yeşil anlatılıyor: iklim hedefleri, dönüşüm planları, net sıfır taahhütleri, temiz enerji yatırımları, sürdürülebilir kalkınma.
Konferans salonlarında, zirve metinlerinde, şirket sunumlarında, kalkınma ajandalarında hep aynı renk öne çıkarılıyor: Yeşil. Ama sistemin gerçek rengi kriz anında belli oluyor. Ve o renk, giderek daha fazla kırmızıya dönüyor. Kırmızı ise Ortadoğu’da dökülen kanın rengi…
Bu yüzden bugün İran’a bakarken sadece bir güvenlik krizine, bölgesel bir hesaplaşmaya ya da bir askeri tırmanmaya bakmıyoruz. Aynı zamanda çok daha büyük bir şeyin iç yüzünü görüyoruz: Fosil enerji bağımlı dünya düzeninin, kendisini korumak için ne kadar hızlı şekilde sert güce dönebildiğini… Ve bunun, her defasında geçici bir istisna gibi sunulup kalıcı bir yönetim biçimine dönüşmesine seyirciyiz.
Fosil düzenin siyasal tercihi
Trump’ın Paris Anlaşması’ndan çekilmesini o gün yalnızca bir iklim politikası tercihi gibi okumak, meselenin asıl tarafını kaçırmamıza neden oluyor. O karar, teknik bir çevre politikası hamlesinden ibaret değildi. Aslında bir siyasal tercih beyanıydı. “Ben bu kurallarla bağlı değilim” cümlesinin başka bir versiyonuydu. Hatta daha çıplak haliyle şuydu: “Ben enerji düzeninde elim serbest........
