Asrın Hastalığı: Doyumsuzluk ve Şükürsüzlük!
İmtihan için geldiğimiz şu fani dünyada yaratılış gayesini unutarak dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecek ve hesap vermeyecekmişiz gibi hareket ediyoruz.
“Ben Cinleri ve insanlarını ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım.” (Zariyet: 56) ve “O, hanginizin daha iyi amel işleyeceğini imtihan için hayatı ve ölümü yarattı…” (Mülk: 2) gibi birçok ayet ve hadislerde dünyaya geliş ve yaratılış amacımız bize öğretilmiştir. Görevli geldiğimiz bu imtihan dünyasında ne yapmamız gerektiği ve ne yapmamamız gerektiği bize Peygamberler (A.S.) ve Allah’ın inzal ettiği kitaplar ve suhuflar vasıtasıyla bildirilmiştir.
İman edenler olarak aziz dinimiz İslam’ın emir ve nehiylerini; Kur’an-ı Kerim ve alemlere rahmet olarak gönderilen tek önder ve örneğimiz, iki cihan güneşi Peygamber efendimiz (S.A.V.)’in sünneti ve uygulamaları ile öğrenme ve yaşama imkanına sahibiz.
Bütün bu gerçeklere rağmen nefis, şeytan ve şeytanın yeryüzündeki temsilcileri, insanları ve hususen müminleri sıratı müstakim yolundan çevirmek, sapkın ve batıl yollara sevk etmek için var güçleriyle savaşıyorlar. Bu bazen akideye yönelik bazen de amele ve yaşantıya yönelik olabiliyor. Günümüzde maalesef insanlarımız ve nesillerimiz dünyaya fazla meylettiklerinden dolayı “dünyevileşme hastalığı”na tutulduk. Dünyevi menfaat ve bunun sonucunda oluşan bireyselleşme adımı her şeyin önüne geçti. Öyle ki, bu hastalık ve saplantı yüzünden zamane insanları ne akide ne amel ne kardeşlik hukuku ne de akrabalık........
