21. Yüzyılın Kerbelası
Kerbela, yalnızca geçmişte yaşanmış bir facia değildir; her çağda mazlumun yalnız bırakıldığı yerde yeniden kurulur. Mesele gözyaşı dökmek değil, Hz. Hüseyin'in safında durabilmektir.
Kerbela'nın üzerinden 1346 yıl geçti. Her Muharrem geldiğinde meydanlar doluyor, gözyaşları akıyor, ağıtlar yükseliyor, lanetler savruluyor. Fakat ben artık şu soruyu sormadan duramıyorum: Eğer gerçekten Hüseyin'i seviyorsak, Gazze neden bu kadar yalnız? Eğer gerçekten Kerbela'yı anlıyorsak, neden yirmi birinci yüzyılın Kerbelasını sadece ekranlardan seyrediyoruz? Bana göre bugün dökülen gözyaşlarının büyük kısmı vicdanı rahatlatan törensel damlalardan ibarettir. Çünkü gerçek sadakat, mazlumun yanında bedel ödemektir, geçmişe ağlamak değil.
Kerbela'nın en büyük utancı yalnızca Yezid değildi. Asıl utanç, hakikati bildiği halde susanlar, bekleyenler, hesap yapanlar, güçlüden yana duranlar ve korkularını imanlarının önüne koyanlardı. Bugün Gazze'de yaşananlar karşısında ortaya çıkan tablo da bundan farklı değildir. Bombalar çocukları öldürüyor, açlık anneleri tüketiyor, şehirler yıkılıyor, insanlık enkaz altında can veriyor. Dünya ise açıklamalar, toplantılar, bildiriler ve kınamalar arasında vicdanını kaybediyor.
Kendimize dürüst olalım. Eğer Kerbela gününde Kufe sokaklarında yaşasaydık, gerçekten Hüseyin'in safında mı olacaktık? Yoksa bugün yaptığımız gibi güvenli evlerimizde oturacak, birkaç cümle kuracak, birkaç gözyaşı dökecek, sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam mı........
