Sabır, Savaş, Zafer
Ortadoğu’da bugün itibariyle yürürlüğe giren ateşkes, sadece askeri bir sessizlik değil; diplomasi masasına diz çöktüren çok katmanlı bir gerçeklikler manzumesidir. Tahran’dan yükselen "zafer" nidası ile Washington’dan gelen "uygulanabilir temel" açıklaması arasındaki uçurum, aslında bölgenin yeni efendilerinin kim olduğunu sessizce haykırıyor. Bu süreçte en dikkat çekici unsur, İran halkının tüm ekonomik darboğaza ve dış baskılara rağmen sergilediği sarsılmaz dirençtir. Yıllardır süren yaptırımlarla bölünüp parçalanması beklenen bir toplumun, ulusal güvenlik söz konusu olduğunda tek bir yumruk gibi kenetlenmesi, Batı merkezli tüm "içeriden çökertme" teorilerini yerle bir etmiştir. Bu toplumsal bütünlük, masada İran’ın elini güçlendiren en büyük meşruiyet kaynağı olmuştur. Benzer bir feraset örneği de Kürt coğrafyasından gelmiştir. israil ve ABD’nin, Kürtleri İran’a karşı bir "ikinci cephe" olarak sahaya sürme gayretleri ve kirli kışkırtmaları, bölge halklarının sağduyusu sayesinde boşa çıkmıştır. Kürtlerin bu oyuna gelmeyişi, emperyalizmin bölgedeki "böl-yönet" iştahını kursağında bırakmış, coğrafyanın kaderinin artık başkaları tarafından yazılamayacağını kanıtlamıştır. Askeri dengelerde ise Hizbullah gerçeği bir kez daha........
