KUR’AN SÖYLEDİ, YETMEDİ
İnsan bazen hayret ediyor.
İsa Aleyhisselâm’ın nüzûlü meselesi…
Bugün ortaya atılmış yeni bir iddia değildir.
Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hadisleriyle…
Ehl-i Sünnet ulemasının ittifak eden izahlarıyla…
Ümmete anlatılan bir akaid meselesidir.
Bu hususta yalnız bir rivayet de yoktur.
Muhakkik ulemanın izahları…
Ve Hikmet-i İlâhiyenin iktizası…
Hepsi aynı istikameti göstermektedir.
Yıllardır bu deliller üzerine kitaplar yazıldı.
Şerhler kaleme alındı.
Makaleler neşredildi.
Kaynaklar ortaya konuldu.
Sessiz kalanlar oldu.
Derken Prof. Dr. Şener Dilek aynı hakikati dile getirdi.
Düne kadar mesafeli duranlar…
Bugün aynı cümleyi kurmaya başladı.
İşte düşündüren de budur.
On üç ayet değişmedi.
Seksen dört hadis değişmedi.
Ehl-i Sünnet ulemasının beyanı değişmedi.
Değişen sadece sözü dillendiren isim oldu.
İnsan ister istemez soruyor:
Mümini ikna eden nedir?
Yoksa söyleyenin unvanı mı?
Çünkü delil, sahibine göre kuvvet kazanmaz.
Sahibini kuvvetli kılan delildir.
Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Kur’an’ı beyan etti.
Ashab-ı Kiram o beyanı nakletti.
Muhaddisler rivayet etti.
Müfessirler izah etti.
Muhakkik âlimler asırlar boyunca aynı caddeyi takip etti.
Hiçbiri yeni bir din söylemedi.
Hiçbiri vahyin önüne geçmedi.
Hepsi aynı menbadan içti.
Hepsi aynı güneşi gösterdi.
Demek ki beklenen delil değilmiş… Delili dillendirenmiş.
ROMA’YA BİN YIL… İSLÂM’A ÇOK MU?
Tarih bazen insanı düşündürür.
Adını da kendi adıyla anıyor.
Bugünkü İstanbul’u Yeni Roma yapıyor.
Arkasından kurduğu Doğu Roma Devleti…
Tam bin elli sekiz yıl ayakta kalıyor.
Hanedanlar değişiyor.
İmparatorlar devriliyor.
Fakat kurduğu devlet yaşamaya devam ediyor.
Çünkü bir ülküsü vardı.
Allah da onu, koyduğu sebepler içinde asırlarca yaşattı.
Şimdi dönelim asıl meseleye.
Bir hükümdarın projesi değildir.
Bir filozofun sistemi değildir.
Bir komutanın hayali değildir.
Hazreti Âdem Aleyhisselâm ile başlayan…
Nûh’un........
