TEODİSE, YÜZYILLARDIR AYNI BÜYÜK SORUNUN ETRAFINDA DÖNÜYOR
Allah mutlak kudret sahibi, mutlak adil ve mutlak merhametli ise dünyada neden kötülük ve acı vardır?
Soruyu en zor yerinden soralım.
Bir orman yangınında alevlerin arasında kalan bir ceylan düşünün.
Bu ceylanın günahından söz edemeyiz. Özgür iradesini kötüye kullandığını söyleyemeyiz. Bir başkasına yaptığı kötülüğün karşılığını gördüğünü de ileri süremeyiz.
Öyleyse Allah neden müdahale etmiyor?
Teodisenin en ağır sorusu budur.
Fakat bana göre burada üzerinde yeterince durulmayan başka bir soru daha vardır:
İnsan Allah'ı hangi makamdan ve hangi mutlak ölçüye dayanarak yargılıyor?
Çünkü “Allah buna neden izin verdi?” sorusu tek başına bir merak sorusu değildir.
Teodise eleştirisi daha ileri gittiğinde şöyle der:
“Mutlak iyi ve merhametli bir Allah buna izin vermemeliydi.”
Artık yalnızca olanı tarif etmiyoruz.
Olması gereken hakkında hüküm veriyoruz.
İşte asıl felsefi mesele burada başlıyor.
İnsan, Allah'ın bulunmadığı bir varlık anlayışından hareket ederek Allah'ı yargılamaya kalktığında garip bir pozisyona düşüyor.
Çünkü Allah'ı “adaletsiz” bulabilmek için önce Allah'ın da tabi olması gereken, Allah'tan bağımsız ve O'nun üzerinde bulunan mutlak bir adalet ölçüsünün mevcut olduğunu göstermek gerekir.
Peki bu ölçü nereden geliyor?
Bu soruyu sormak, ateistin veya materyalistin ahlak sahibi olamayacağını söylemek değildir.
Bir materyalist ceylanın acısından rahatsız olabilir. İnsanların ve hayvanların acısını azaltmayı ahlaki bir görev kabul edebilir. Ahlakı insan aklı, empati, toplumsal hayat, evrim veya başka doğal temeller üzerinden açıklayabilir.
Benim itirazım buna değil.
Ben daha temel bir şey soruyorum:
İnsanî ahlak ile bütün varlığı bağlayan mutlak ahlak aynı şey midir?
“Ben bu acıyı kabul edemiyorum” demek başka şeydir.
“Mutlak adalet gereği bu acıya izin verilmemeliydi” demek başka.
İkinci cümlede artık kişisel veya toplumsal bir ahlak anlayışından değil, Allah'ın dahi kendisine göre........
