CEMAAT KİSVESİNDEN SUÇ ÖRGÜTÜNE: SİVİL DAYANIŞMANIN YOZLAŞMASI
Toplumsal dayanışma, sivil toplumun ve cemaat yapılanmalarının tarihsel süreçte üstlendiği en temel işlevlerden biridir. Dayanışma ağları; yoksulla yardımlaşmak, öğrencilere burs vermek, insanı merkeze alan bir ahlak veya inanç iklimi inşa etmek amacını taşıdığı sürece toplumsal çimentoyu güçlendirir. Ancak ne zaman ki bu yapılar, asli görevleri olan “toplum yararına hizmet” çizgisinden sapar; işte o an sosyolojik ve hukuki bir nitelik değişimi başlar.
Bir cemaati yöneten irade, dayanışma ağlarını bireyi ve toplumu iyileştirmek için değil, kendi kapalı yapısının çıkarlarına koşulsuz bağlı kitleler devşirmek için kullanmaya başladığında tehlike çanları çalmaya başlar. Bu noktada ahlaki değerlerin yerini, “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” şeklinde keskin bir kutuplaşma alır. Adil bir toplum düzeni arayışının yerini ise gizlilik, sadakat ayinleri ve kendisinden olanlarla devlet kurumlarına sızarak şahsi ve zümrevi bir güç elde etme tutkusu kapsar.
Tam da bu kavşakta durup sormak gerekir: İdealize edilmiş bir inanç veya hizmet gayesinden sapıp, gayrimeşru güç devşirme mekanizmasına dönüşen bir........
