menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MEKKE ANLAŞMASI: KUDÜS İTTİFAKININ MÜJDECİSİ

9 0
yesterday

Ortadoğu’da kartlar yeniden karılmıyor, masanın ta kendisi değişiyor... Masada uluslararası diplomasinin baş aktörü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif var. Üç ismin de yüzündeki o tebessüm, değişen bu masanın en net fotoğrafı olarak karşımızda duruyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında atılan o tarihi imza, bölgesel güvenlik tablosunu sessizce ama çok derinden yeniden çizmektedir. Bu adım ne bir bloklaşma ne de mevcut ittifaklara alternatiftir. Aksine, artan belirsizlik ortamında üç başkentin kendi güvenlik kapasitelerini birbirine bağlama tercihidir. Bu tercih, kolektif caydırıcılığı doğrudan sahaya indiren devasa bir stratejik kalkan hükmündedir.

Anlaşmanın Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad'da değil de kutsal topraklarda, Mekke'de imzalanması ise tarihin akışına düşülen en güçlü stratejik dipnottur. Altını çizerek belirtiyorum; bu, tarihe bir "Mekke Anlaşması" olarak geçecektir.

Aslında coğrafya bize her şeyi söylüyor. Güzel başkentimiz Ankara'dan başlayalım; oradan kardeş Pakistan'a, Pakistan'dan da Suudi Arabistan'a, yani Mekke'ye uzanan muazzam bir üçgen. Bu denklem bize kendi bölgelerinde birer süper güç olan 3 büyük devletin bir araya geldiğini anlatıyor. Pakistan nükleer güce sahip; Türkiye Cumhuriyeti Devleti üstün savunma sanayisi ve çok ciddi bir askeri güce sahip; Suudi Arabistan ise Körfez'in tartışmasız lideri, dünyanın petrol ve finans devi. Pakistan Dışişleri Bakanlığı'nın da ifade ettiği gibi, bu üçlünün atıfta bulunduğu maddenin ruhu çok net: Üç devletten herhangi birine yönelik silahlı bir saldırı, üçüne birden yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecek. Amaç, her türlü saldırganlık girişimine karşı ortak caydırıcılığı tavizsiz bir şekilde güçlendirmektir. Böylelikle; savunma sanayiinden istihbarata, ortak tatbikatlardan teknoloji paylaşımına uzanan sarsılmaz bir işbirliği zemini doğmuştur.

Bu mutabakatı Batı’nın sığ şablonlarıyla okuyup "Sünni NATO" benzetmesi yapmak bence doğru değil; bu en hafif tabirle stratejik körlük olur. Suudi Arabistan cephesinden bakıldığında mesele,........

© Diriliş Postası