menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DÜNYA YANARKEN MASADA KALMAK TÜRK DIŞ POLİTİKASININ SESSİZ GÜCÜ

38 0
15.04.2026

Ortadoğu yeniden kaynıyor. Körfez’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Afrika’ya kadar uzanan hat boyunca güç dengeleri her gün yeniden kuruluyor. Enerji yolları, vekâlet savaşları, yaptırımlar, istihbarat operasyonları… Büyük güçlerin satranç tahtasında taşlar hızla yer değiştirirken, birçok ülke bu fırtınada savruluyor. Türkiye ise bu kaotik denklemde ne savrulan ne de edilgen kalan bir aktör olarak, sahada olduğu kadar masada da ağırlığını hissettiriyor.

Bugün Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü diplomasi trafiğine bakıldığında, sıradan bir dış politika refleksinden değil; çok katmanlı, çok boyutlu ve stratejik derinliği olan bir akıldan söz ediyoruz. Bu akıl, sadece krizleri yönetmeye değil, krizlerden alan açmaya odaklanıyor. Ve açık konuşalım: Bu, her ülkenin başarabileceği bir iş değil.

Tarihe bakalım… Osmanlı’nın son döneminde, özellikle 19. yüzyılda “denge politikası” diye adlandırılan yaklaşım, büyük güçler arasında ayakta kalmanın temel stratejisiydi. Bugün Türkiye’nin yürüttüğü diplomasi ise o denge politikasının çok daha sofistike, çok daha aktif bir versiyonu. Artık mesele sadece hayatta kalmak değil; oyun kurmak, yön vermek.

Karadeniz’de tahıl koridoru anlaşması bunun en net örneklerinden biri oldu. Rusya-Ukrayna savaşı küresel bir gıda krizine dönüşürken, Türkiye’nin devreye girerek iki tarafla aynı anda konuşabilen tek ülke olması, Ankara’nın diplomatik kapasitesini dünyaya gösterdi. Aynı şekilde, esir takasları, arabuluculuk girişimleri ve liderler diplomasisi… Bunlar “iyi niyet jesti” değil; doğrudan güç projeksiyonudur.

Kafkasya’da Azerbaycan’ın Karabağ zaferi sonrası oluşan yeni dengede Türkiye’nin rolü belirleyici oldu. 2020’deki savaş, sadece sahada kazanılmadı; masada da tescillendi. Zengezur Koridoru tartışmaları, bölgesel ulaşım hatlarının yeniden şekillenmesi ve Türk dünyasının entegrasyonu… Bunların her biri, Ankara’nın uzun vadeli stratejik vizyonunun parçaları.

Doğu Akdeniz’de ise tablo daha da çetin. Enerji rezervleri üzerinden yürüyen paylaşım kavgasında Türkiye’ye rağmen bir denklem kurmaya çalışan blokların nasıl dağıldığını gördük. “Mavi Vatan” doktrini sadece bir askeri konsept değil, aynı zamanda diplomatik bir duruşun adı oldu. Libya ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşması, bu oyunun kurallarını baştan yazdı.

Şimdi gelelim asıl........

© Diriliş Postası