BİR ERDOĞAN GİDER, BİN ERDOĞAN GELİR
Siyasette bazı cümleler vardır; söylendiği anı aşar, kürsünün sınırlarını yıkar, günlük polemiğin tozunu üzerinden atar ve bir hareketin hafızasına kazınır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bir Tayyip Erdoğan gider ama bu davayı omuzlayacak bin Tayyip Erdoğan gelir” sözü de böyle bir cümledir.
Bu cümle, ilk bakışta sert bir meydan okuma gibi duyulabilir. Fakat biraz dikkatle bakıldığında, aslında bir liderin kendi şahsını merkeze alan değil, kendi şahsını aşan bir dava tarifidir bu. Erdoğan burada “ben” demiyor; “biz” diyor. “Ben giderim ama bu yürüyüş durmaz” diyor. “Bu yük bir kişinin omuzlarında başlamadı, bir kişinin omuzlarında da bitmeyecek” diyor.
Türkiye’nin son çeyrek asırlık siyasi hikâyesi, bu cümlenin arka planını anlamadan okunamaz. AK Parti daha iktidarının ilk yıllarında kapatma davasıyla yüzleşti. 27 Nisan e-muhtırasını gördü. Gezi kalkışmasını, 17-25 Aralık yargı-emniyet darbe teşebbüsünü, 15 Temmuz kanlı ihanetini, terör dalgalarını, ekonomik kuşatmaları, uluslararası baskıları yaşadı. Erdoğan’ın konuşmasında hatırlattığı gibi bu yürüyüş, rahat koltuklarda kurulmuş steril bir siyaset projesi değildi; bedel ödemeyi göze almış bir kadronun yürüyüşüydü.
Tam da bu yüzden Erdoğan’ın sözündeki asıl ağırlık, “Tayyip Erdoğan” isminde değil, “dava” kelimesindedir.
Çünkü siyasi hareketler yalnızca liderlerle büyümez; o liderlerin açtığı yolda yürümeyi göze alan kadrolarla kalıcı hale gelir. Lider öncüdür, sancaktardır, yolu açandır. Ama dava, o liderin arkasından gelen nesillerin omzunda yaşar. Erdoğan’ın “bin Tayyip Erdoğan” ifadesi, biyolojik bir çoğalmayı değil; ruh, irade, cesaret ve istikamet çoğalmasını anlatır.
Bu, Türk siyasi tarihinde yabancı olduğumuz bir şey değildir.
Menderes darağacına yürürken yalnızca bir başbakan değil, millet iradesinin sembolü haline gelmişti. Özal, bürokratik vesayetin duvarlarında gedikler açarken sadece bir teknokrat değil, Türkiye’nin içine kapatıldığı kabuğu kırma iradesiydi. Erbakan, bütün yasaklara, alaylara ve dışlanmalara rağmen “önce ahlak ve maneviyat” derken sadece bir parti lideri değil, uzun bir yürüyüşün sabır taşıydı.
Erdoğan ise bu çizginin en sert virajlarında direksiyonu tutan lider oldu. Vesayetle hesaplaştı. Darbe düzeniyle yüzleşti. Başörtüsü yasağını kaldırdı. Savunma sanayisinde bağımlılığı kırdı.........
