BAYRAMIN DUASI DIŞARIDA MAZLUMA HUZUR, İÇERİDE MİLLETE BARIŞ
Bayramlar, milletlerin ruhunu onaran büyük duraklardır. İnsan, gündelik hayatın kavgası, siyasetin gürültüsü, geçim derdi, dünya telaşı içinde bazen en temel hakikatleri unutur. Kurban Bayramı işte tam da o unutulan hakikatleri yeniden hatırlatır: Yakınlaşmayı, paylaşmayı, merhameti, teslimiyeti, kardeşliği ve adaleti…
Kurban, sadece bir ibadet değildir. Kurban, insanın Rabbine yakınlaşırken insana da yaklaşmasıdır. Sofrasını paylaşmasıdır. Kalbini yumuşatmasıdır. Kendi evindeki bayram sevincini, uzak diyarlardaki mazlumun gözyaşıyla birlikte düşünmesidir. Çünkü bu bayramın ruhunda yalnızca et dağıtmak yoktur; vicdan dağıtmak vardır, umut taşımak vardır, “sen yalnız değilsin” diyebilmek vardır.
Bugün İslam coğrafyası, ne yazık ki bayrama çoğu yerde buruk giriyor. Gazze’de çocuklar hâlâ gökyüzüne korkuyla bakıyor. Doğu Türkistan’da kimlikler, diller, inançlar baskı altında. Sudan’da kardeş kavgası, Yemen’de açlık, Suriye’de göç, Arakan’da sürgün, dünyanın farklı köşelerinde Müslüman toplulukların üzerine çöken ağır bir zulüm iklimi var. Bayram sabahı bizim evlerimizde tekbirler yükselirken, kimi beldelerde anneler çocuklarının başında dua ediyor; kimi şehirlerde insanlar bayramlık değil, kefen arıyor.
İşte bu yüzden bu bayramın duası büyük olmalı. KURB adıyla, yakınlık adıyla, mazluma el uzatma adıyla, bütün İslam coğrafyasına barış ve huzur dilemeliyiz. Kurbiyet yalnızca kulun Allah’a yakınlaşması değildir; müminin mümine, insanın insana, vicdanın hakikate yaklaşmasıdır. Eğer bayram bizi Gazze’deki çocuğa, Doğu Türkistan’daki mahzun yüreğe, Sudan’daki yetime, Yemen’deki aç sofraya yaklaştırmıyorsa, o bayramın manasını eksik kavramışız demektir.
Tarih bize şunu öğretir: İslam medeniyeti en güçlü olduğu dönemlerde yalnızca ordularıyla değil, merhamet düzeniyle ayakta kalmıştır. Vakıflar kurmuş, aşevleri açmış, yetimi gözetmiş, yolcuyu doyurmuş, garibin hakkını korumuştur. Osmanlı’da kuşlar için vakıf kuran bir medeniyetin torunlarıyız biz. Selçuklu kervansaraylarında dinine, diline bakılmadan yolcu ağırlayan bir irfanın mirasçılarıyız. Bugün bize düşen de aynı ruhu yeniden ayağa kaldırmaktır: Mazlum kimse, onun yanında durmak; zalim kimse, onun karşısında sözünü esirgememek.
Ama bayramın bize söylediği ikinci büyük hakikat de içeridedir.........
