menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HABLEMİTOĞLU’NUN YARIM KALAN SORUSU: ALMAN VAKIFLARI TÜRKİYE’DE KİMİN İÇİN, NE TOPLUYOR?

28 0
09.09.2026

Bu yazının bazılarını rahatsız edeceğini biliyorum.

Çünkü bugün kimseye suç isnat etmek için değil, Türkiye Cumhuriyeti adına cevap bekleyen bazı soruları açıkça sormak için yazıyorum.

Konumuz Alman siyasi vakıfları.

Konrad Adenauer Stiftung…

Friedrich Ebert Stiftung…

Heinrich Böll Stiftung…

Friedrich Naumann Stiftung…

Ve bu isimleri yazarken yıllar önce aynı dosyaya eğilmiş bir Türk akademisyenini anmadan geçmeyeceğim:

Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu.

Hablemitoğlu yıllar önce Alman vakıflarının Türkiye’deki faaliyetlerini sorguladı.

Çok ağır iddialarda bulundu.

Bergama’dan sivil topluma, etnik meselelerden yabancı nüfuza kadar uzanan bir dosya açtı.

Hablemitoğlu’nun ortaya attığı iddiaların tamamının yargı tarafından doğrulandığını söylemek doğru değildir. Alman vakıfları hakkında açılan dava beraatla sonuçlanmıştır.

Bunu özellikle yazıyorum.

Çünkü biz dedikodunun değil, belgenin peşindeyiz.

Fakat beraat kararı başka bir şeyi ortadan kaldırmıyor:

Aradan yaklaşık çeyrek asır geçmesine rağmen Alman siyasi vakıflarının Türkiye’de oluşturduğu muazzam ilişki ağı bugün hâlâ karşımızda duruyor.

Ve artık bu ağın varlığını söylemek için gizli belgelere ihtiyacımız bile yok.

Vakıflar kendileri anlatıyor.

Kimlerle çalıştıklarını yayımlıyorlar.

Hangi toplantıları yaptıklarını açıklıyorlar.

Kimleri Berlin’e götürdüklerini duyuruyorlar.

Türkiye’nin hangi meseleleri üzerinde çalıştıklarını yazıyorlar.

Öyleyse şimdi sıra bizde.

BU VAKIFLAR SIRADAN VAKIFLAR DEĞİL

Önce meseleyi doğru isimlendirelim.

Bunlar mahalle derneği değil.

Bunlar Almanya’nın siyasi gelenekleriyle organik tarihsel bağları bulunan, önemli ölçüde Alman kamu kaynaklarıyla desteklenen ve dünya çapında faaliyet gösteren siyasi vakıflardır.

Konrad Adenauer CDU çizgisinde.

Friedrich Ebert SPD çizgisinde.

Heinrich Böll Yeşiller çizgisinde.

Friedrich Naumann FDP çizgisinde.

Şimdi Türkiye’de oluşturulan tabloya bakalım.

İnsan hakları örgütleri…

Dış politika uzmanları…

Kürt meselesi üzerine çalışan kuruluşlar…

Liste uzayıp gidiyor.

Ben şimdi Almanya’ya çok basit bir soru soruyorum:

Bir yabancı ülkenin siyasi vakıfları Türkiye’nin toplumsal ve siyasal damarlarına neden bu kadar derinden ilgi duyuyor?

Sadece Türkiye’yi çok sevdikleri için mi?

Sadece demokrasi aşkından mı?

Yoksa burada klasik diplomasinin sağlayamayacağı büyüklükte bir bilgi, temas ve nüfuz kapasitesi mi oluşturuluyor?

Cevabını duymak isterim.

İşin en çarpıcı tarafı şu:

Bu ağ tek bir siyasi partiye bağlanmış değil.

AK Parti’yle temas var.

HDP/DEM çizgisindeki siyasetçilerle temas var.

İYİ Parti ve merkez siyaset çevreleriyle temas var.

Belediyelerle temas var.

Hükümet kurumlarıyla temas var.

Muhalefetle temas var.

Gazetecilerle temas var.

Akademiyle temas var.

İş dünyasıyla temas var.

Bu nedenle meseleyi “Almanlar muhalefeti destekliyor” seviyesinde okumak bana göre meseleyi küçültmektir.

Benim gördüğüm daha büyük bir tablo:

Türkiye’de iktidar kim olursa olsun erişim kabiliyetini koruyabilecek bir ilişki ekosistemi.

İşte üzerinde durulması gereken budur.

2023 SEÇİMLERİ ÖNCESİNDE BRÜKSEL’DE NE KONUŞULDU?

Mesela 2022’ye dönelim.

Türkiye 2023 seçimlerine hazırlanıyor.

Muhalefet Erdoğan’ın karşısına ortak bir siyasi model çıkarmaya çalışıyor.

Tam bu dönemde Friedrich Ebert Stiftung, Türkiye’deki muhalefetin dış politika temsilcilerinden oluşan bir heyetin Brüksel’de Avrupalı karar vericilerle temasına aracılık ediyor.

Avrupa Parlamentosu çevreleri…

Ve eski Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz…

Konuşulan meselelerden biri ne?

Türkiye’de........

© Diriliş Postası