Suriye’de kaybedenler
Suriye artık Türkiye’nin iç meselesi.
Orada yaşanan her gelişme, her kırılma, doğrudan bizi de ilgilendiriyor. Sınır güvenliği, mülteciler, askeri operasyonlar, devrim süreci, SDG meselesi, Terörsüz Türkiye hedefi, İsrail’e yaklaşma, Ortadoğu ile kucaklaşma…
Birçok başlık, Suriye’yi Türkiye’nin gündeminin tam merkezine taşıyor.
Son hadise ise Şam hükümetinin ülke sathına yayılan egemenlik tesis süreci karşısında SDG’nin gerilemesi ve fiilen teslim olması. Olması gereken oldu. On dört yıl süren iç savaşın ardından 8 Aralık Devrimi ile yeni bir döneme kapı aralayan ülke; son operasyonlar neticesinde SDG’yi sıfırlayan anlaşma ile gerçek anlamda bir devlet hüviyeti kazandı.
Coğrafi ve fikrî bölünmenin ortadan kaldırılması, Türkiye’nin en başından beri savunduğu toprak bütünlüğü ilkesini de güvence altına aldı. Sınır kapıları, petrol ve ordu üzerinde tek otorite artık merkezi hükümet. SDG’nin elinde kala kala Haseke’de bir valilik, Ayn el-Arab’ta ise bir polis gücü kaldı. Üstelik bunları belirleme yetkisi dahi Şam yönetimine bırakıldı.
Özetle; Suriye–Şara ve Türkiye–Erdoğan kazandı. Peki ya kaybedenler?
Birinci Kaybeden: SDG/PKK
Suriye’de kaybedenlerin başında şüphesiz SDG/PKK gelmekte. Emperyal güçlerin gönüllü taşeronluğuna soyunan bu yapı, günün sonunda kullanım ömrünü tamamladı ve bir köşeye atıldı. Rojava projesi çöktü, özerk statü hayali tarihe karıştı. CIA–Mossad laboratuvarlarında üretilen proje, saha gerçekliği ve sosyoloji karşısında dağıldı. Kediyi aslan gösterenler yanıldı.
Terörsüz Türkiye’yi baskılayan en önemli eşik aşıldı. Mazlum “mağdur” oldu, SDG militanları üç kuruşa satılığa çıkarıldı ancak bu canlı leşleri sahiplenen kimse bulunamadı. “Suriye sonrası kuzeye döner, Türkiye’den devam ederiz” hayali kuranlar, doğdukları yerde boğuldu; daha Türkiye ile karşılaşmadan “Türk devlet aklı” ile tarumar edildi.
İkinci Kaybeden: Rusya ve İran
8 Aralık Devrimi ile evine gönderilen Rusya ve İran da........
