menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara NATO Zirvesi eşiğinde vekâlet savaşlarının yeni evresi

46 0
30.06.2026

Ömür Çelikdönmez yazdı;

Ankara NATO Zirvesi eşiğinde vekâlet savaşlarının yeni evresi

Bölgesel ve küresel ölçekte değişimlere, yeni güç denklemlerinin ortaya çıkışına tanıklık ediyoruz. Bu nedenle XXI. yüzyıl uluslararası siyasetinin en dinamik ve yıkıcı enstrümanlarından biri haline gelen "vekalet savaşları" (proxy wars) kavramını, Türkiye’nin merkezinde yer aldığı Afro-Avrasya jeopolitiği ekseninde  ele almak gerekiyor.

Neden mi? Çünkü küresel aktörlerin doğrudan askeri maliyetlerden kaçınarak devlet dışı silahlı aktörleri (NSAs), hibrit yöntemleri ve asimetrik harp unsurlarını kullanması, Türkiye'nin milli güvenlik doktrinini kökten bir dönüşüme zorlamıştır. Bu dönüşümün doğal sonucu olarak, bölgedeki sinsi vekalet mekanizmaları yapı sökümüne uğratılmakta ve Türkiye’nin bu tehditlere karşı geliştirdiği proaktif savunma doktrini işlevselleşmektedir.

Realizm ekseninde asimetrik tehdit ve vekalet savaşları…

Uluslararası ilişkiler literatüründe vekalet savaşı; iki veya daha fazla küresel gücün, birbirleriyle doğrudan sıcak çatışmaya girmek yerine, üçüncü bir tarafa (devlet veya devlet dışı aktörlere) verdikleri lojistik, finansal, askeri ve diplomatik destek vasıtasıyla kendi stratejik çıkarlarını realize etme mücadelesidir.

Neo-realist teorinin "güç maksimizasyonu" ve "maliyet minimizasyonu" ilkeleriyle paralellik gösteren bu durum, nükleer caydırıcılığın küresel güçlerin doğrudan çatışmasını engellediği Soğuk Savaş sonrası dönemde adeta bir asimetrik harp normuna dönüşmüştür. Türkiye gibi köklü ve binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bir ülkenin bu değişimin dışında ve karşısında olması, beklenilemez.

​Türkiye; Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya havzasının kesişim noktasında yer alan jeostratejik konumu nedeniyle, küresel hegemonya mücadelesinin en yoğun hissedildiği "merkez üs" konumundadır. Coğrafyanın kader olduğunun bilincedir ve bu sebeple her türlü oldu bittiye hazırlıklıdır. Bölgede yürütülen vekalet savaşları, konvansiyonel askeri tehditlerin ötesine geçerek hibrit, sinsi boyutlar kazanmıştır.

Devlet dışı aktörler ve terörün araçsallaştırılması…

Vekalet savaşlarının en sinsi boyutu, uluslararası hukukta tanınmayan ve terör örgütü statüsünde olan yapıların, küresel aktörler tarafından "meşru yerel ortaklar" (local partners) olarak deklare edilmesidir. Mesela Suriye’nin kuzeyindeki istikrarsızlıktan faydalanan ABD ve bazı koalisyon ortakları, NATO müttefiklik anlayışı ve prensiplerine uymayan, Türkiye'nin güvenlik endişelerini öncelemeyen girişimlerle, PKK'nın Suriye uzantısı olan YPG'yi, Suriye Demokratik Güçleri (SDF) çatısı altında kamufle ederek asimetrik bir vekil güç olarak konumlandırmıştı.  Unutuldu mu, asla?

Bu durum, uluslararası ilişkilerde "normatif aşınma" yaratmaktadır:

Devletlerarası ilişkilerde, küresel siyasette veya hukukta kabul görmüş kural, ilke ve değerler bütünü olan normların, esnetilerek, göz ardı edilerek veya sürekli ihlal edilerek zamanla içinin boşalması ve işlevini yitirmesi sürecinde   baskın küresel güçler, terör örgütlerine modern konvansiyonel silahlar, lojistik entegrasyon ve uydu istihbaratı sağlarken, meşru müdafaa hakkını kullanan egemen devletleri (Türkiye) uluslararası kamuoyunda "istikrarı bozan aktör" olarak yaftalamaktadır.

Türkiye, Suriye iç savaşı sırasında hem Rusya hem de kendisi gibi NATO üyesi ülkeler tarafından sıklıkla bu suçlamayla karşı karşıya kalmıştır. Anlaşılan vekil unsurlar üzerinden bölgede; de facto (fiili) idari ve askeri yapılar kurularak, Türkiye'nin sınır güvenliği kalıcı bir jeopolitik kuşatma altına alınmak isteniyor. Belki geçici bir süre Suriye ve Irak'ta bu kuşatma işlevini yitirmiş gözükse de İsrail'in ve kışkırtıcı söylemlerine prim veren Yunanistan'ın Fransa'nın desteği ile güncelleniyor.

​Mavi Vatan jeopolitiği ve Doğu Akdeniz ile deniz yetki alanlarında "paravan" kuşatma…

Vekalet savaşları, yalnızca kara hudutlarında değil, deniz yetki alanlarında (EEZ - Münhasır Ekonomik Bölge) ve enerji jeopolitiğinde de tüm sinsi boyutlarıyla tezahür etmektedir. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerinin keşfi, küresel güçlerin bölgedeki mikro devletleri paravan olarak........

© Dikgazete.com