NATO Zirvesi üzerinden Türkiye'yi okumak
NATO Zirvesi üzerinden Türkiye'yi okumak
Uluslararası zirveler, diplomatik takvimin sıradan toplantıları değildir. Liderlerin verdiği ortak fotoğraflar, yayımlanan bildiriler ve protokol görüntüleri, bu buluşmaların görünen yüzünü oluşturur. Asıl anlam ise toplantının yapıldığı şehirde, ele alınan başlıklarda ve ev sahibi ülkeye yüklenen sorumlulukta saklıdır. Bu yüzden Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, birkaç günlük diplomatik program olmanın çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Zirve, Türkiye'nin küresel güvenlik denklemindeki yerini ve uluslararası siyasette artan ağırlığını yeniden gündeme taşımıştır.
Dünya, Soğuk Savaş'ın sona erdiği yıllardaki iyimser güvenlik ikliminden oldukça uzak bir noktadadır. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'da süregelen çatışmalar, enerji arzına yönelik kırılganlıklar, siber saldırılar, düzensiz göç hareketleri ve yapay zekâ destekli yeni tehditler, devletleri yeniden sert güç unsurlarına yöneltmektedir. Uluslararası sistem, ekonomik ilişkilerin tek başına güvenliği sağlayamayacağını yaşayarak öğrenmiştir. Bu tablo, askerî caydırıcılığı ve güvenlik iş birliklerini yeniden dünya siyasetinin merkezine yerleştirmiştir.
NATO'nun yeniden öne çıkmasının temel nedeni de budur. 1949 yılında Sovyet yayılmacılığına karşı kurulan ittifakın varlığı, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uzun süre tartışıldı. Hatta birçok uzman, NATO'nun tarihî görevini tamamladığını ileri sürdü. Fakat Balkanlar'daki savaşlar, 11 Eylül saldırıları, uluslararası terör örgütlerinin yükselişi ve son olarak Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı, güvenlik ortamını bütünüyle değiştirdi. Avrupa ülkeleri, savunma bütçelerini artırdı, müşterek tatbikatlar yoğunlaştı ve uzun yıllar askerî tarafsızlık siyaseti izleyen ülkeler bile NATO çatısı altında yer almayı tercih etti. Böylece ittifak, yeni güvenlik şartlarının belirleyici aktörlerinden biri hâline geldi.
Ancak günümüz NATO'su, kuruluş yıllarındaki gündemle hareket etmiyor. Siber güvenlik, uzay teknolojileri, kritik altyapıların korunması, enerji hatlarının emniyeti, insansız sistemler ve hibrit tehditler, ittifakın öncelikli çalışma alanları arasında yer alıyor. Artık savaşlar, cephe hattında başlayan askerî hareketlerden önce dijital altyapıları hedef alan saldırılarla başlayabiliyor. Bu dönüşüm, güvenlik kavramını askerî sınırların çok daha geniş bir alanına taşıdı.
Böyle bir dönemde Ankara'nın NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapması rastlantı değildir. Türkiye, 1952 yılından bu yana ittifakın önemli üyelerinden biridir. Üstelik sahip olduğu jeopolitik konum, bu üyeliğe çok daha geniş bir anlam kazandırmaktadır. Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan Türk Boğazlarını kontrol eden, Avrupa ile Asya arasında doğal geçiş güzergâhı oluşturan ve Balkanlar, Kafkasya ile Orta Doğu'nun kesişim noktasında bulunan Türkiye, NATO'nun güvenlik planlamasında kilit ülkeler arasında yer almaktadır.
Bugün Karadeniz'in güvenliği konuşulurken Türkiye'yi, enerji koridorları değerlendirilirken Anadolu'yu, bölgesel krizler ele alınırken Ankara'yı denklemin dışında bırakmak mümkün değildir. Bu nedenle Ankara'daki zirveyi, birkaç günlük güvenlik uygulamaları veya şehir hayatını etkileyen tedbirlerle değerlendirmek eksik bir okuma olacaktır. Asıl üzerinde durulması gereken konu, Türkiye'nin değişen uluslararası dengeler içindeki stratejik konumu ve bu konumun beraberinde getirdiği sorumluluklardır. Zirvenin asıl mesajı da tam burada yatmaktadır.
Bir devletin uluslararası sistemdeki etkisi, nüfusu ya da ekonomik büyüklüğü kadar bulunduğu coğrafyayla da ölçülür. Tarih boyunca büyük güçlerin rekabet alanlarına bakıldığında Anadolu'nun neden sürekli ilgi odağında olduğu açıkça görülür. Asya, Avrupa ve Afrika'nın kesişim noktasında yer alan Türkiye; Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan Türk Boğazlarına hâkim konumu, enerji ve ticaret yolları üzerindeki yeri ve kriz bölgelerine yakınlığıyla küresel güvenlik hesaplarının merkezinde bulunmaktadır.
Türkiye'nin........
