menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Osmanlı’dan bugüne yol ayrımı, istikamet; Gümüşhanevî, siyaset ve devletin bekası

25 0
15.03.2026

Mehmet Yıldırım yazdı;

Osmanlı’dan bugüne yol ayrımı, istikamet; Gümüşhanevî, siyaset ve devletin bekası

Türkiye, Ortadoğu’nun giderek büyüyen jeopolitik fırtınasıyla karşı karşıya. Bölgesel savaş ihtimali, enerji yolları üzerindeki rekabet ve küresel güçlerin Ortadoğu’daki yeni hamleleri Ankara’nın stratejik hesaplarını daha da hassas hale getiriyor. Böyle dönemlerde siyasetin dili sertleşir, diplomasinin dili ise daha temkinli hale gelir.

Bugün "devletin bekası", “milli birlik” ve "toplumsal ıslah" kavramlarını tartıştığımızda, genellikle modern siyaset bilimi sözlüğüne başvuruyoruz. Oysa bu toprakların hafızasında, 19. yüzyılın o en uzun ve en fırtınalı asrında; imparatorluk parça parça dağılırken bu kavramlara ruh üfleyen devasa bir figür duruyor: Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevî.

Gümüşhanevî, sadece bir tasavvuf önderi değil; Tanzimat’ın getirdiği kafa karışıklığı, 93 Harbi’nin ağır travması ve Balkanlar’dan yükselen milliyetçilik ateşinin ortasında, “Müslüman toplum nasıl ayakta kalır?” sorusuna pratik ve teolojik-İslami cevaplar üreten bir düşünce adamı/stratejisttir.

Devlet: Fitneyi durduran son kale…

Gümüşhanevî’nin düşüncesinde devlet yalnızca idari bir yapı değildir. Devlet, toplumsal düzenin ve dini hayatın korunmasının kurumsal çerçevesidir. Otoritenin zayıfladığı yerde yalnızca siyasi boşluk değil, aynı zamanda toplumsal çözülme ortaya çıkar.

Bu yüzden onun yaklaşımı devrimci bir yıkım değil; “ıslah” fikrine dayanır. Devletin yıkılması değil, toplumun manevi ve ahlaki temeller üzerinden güçlendirilmesi gerekir.

Bu düşünce Osmanlı siyaset geleneği içinde önemli bir süreklilik taşır ve özellikle Abdülhamid II döneminde farklı bir siyasi forma bürünür. Abdülhamid’in Pan-İslam siyaseti ile Gümüşhanevî’nin toplumdaki Nakşibendi-Halidî ağı/yolu arasında kurulan manevi bağ, imparatorluğun parçalanma sürecine karşı geliştirilen en önemli ideolojik savunma hatlarından biri olmuştur.

Parçalanmaya karşı üst kimlik…

Gümüşhanevî’nin yaşadığı dönemde Osmanlı’nın en büyük krizi, milliyetçilik dalgasıydı. Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar etnik kimlikler üzerinden yükselen ayrışmalar imparatorluğu parçalıyordu.

Bu ortamda Gümüşhanevî, dar milliyetçiliklerin karşısına “ümmet bilinci”ni koydu. Türk, Kürt, Arap, Arnavut veya Çerkes kimliklerinin üzerinde bir Müslüman ortak paydası inşa etmeye çalıştı.

Ortadoğu şu an büyük bir çatışmanın içerisine sürükleniyor. Sünni-Şii gerilimleri, etnik rekabetler ve bölgesel güç mücadeleleri coğrafyayı sürekli bir istikrarsızlık döngüsüne sürüklüyor.

Türkiye’nin diplomatik söyleminde sıkça vurgulanan “mezhep temelli ayrışmaların reddi” ve bölgesel diyalog çağrıları, bu tarihsel tecrübenin modern bir yansıması olarak okunabilir.

Devlet, Ümmet ve Jeopolitik: Gümüşhanevî’nin perspektifinden Ortadoğu’daki savaşlara bakmak!..

Ortadoğu bugün bir kez daha tarihsel bir kırılma eşiğinde. Bölgesel savaş ihtimali, enerji hatları üzerindeki gerilimler ve büyük güç rekabeti; Türkiye’nin jeopolitik konumunu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Ankara bir yandan........

© Dikgazete.com