menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kolektif savunmanın Mekke modeli

24 0
10.08.2026

Fuad Safarov, Moskova’dan yazdı;

Kolektif savunmanın Mekke modeli

Doğu bilimleri uzmanı Farhad İbrahimov, (*) Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma anlaşmasını Kommersant gazetesi için değerlendirdi.

Farklı başlıklar altında “Mekke Anlaşması”na dair söylediklerinin önemi sebebiyle bu defa köşemi, Farhad İbrahimov’un, analiz ve açıklamalarına bırakıyorum.

İbrahimov, değerlendirmesinde şunları ifade etti;

“Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, yaklaşık bir yıldır yürütülen görüşme ve istişareleri anlaşma zeminine taşıdı. Üç ülke, 7 Ağustos’ta Mekke’de ortak savunma anlaşmasına imza atarak, taraflardan birine yönelik saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacağı kolektif savunma ilkesini fiilen kabul etti.

Anlaşmadaki ifade, NATO Antlaşması’nın 5. maddesini hatırlatsa da yeni yapının henüz bir “İslam NATO’su” olarak nitelendirilmesi için erken. Zira karar alma mekanizmaları ve tarafların üstleneceği yükümlülüklerin kapsamı henüz netleşmiş değil. Bununla birlikte siyasi mesaj oldukça açık: Üç büyük Müslüman ülke, güvenliklerini yalnızca dışarıdan gelecek bir güvenlik garantisine bağlamak istemiyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ocak ayında yaptığı açıklamada, bölge ülkelerinin güvenlik konusunda kendi aralarında uzlaşmasını sağlayacak daha geniş kapsamlı bir bölgesel güvenlik platformuna ihtiyaç olduğunu söylemişti. Aynı dönemde üçlü anlaşma üzerinde yaklaşık 10 aydır görüşmeler yürütüldüğü ortaya çıkmıştı.

Dolayısıyla Türkiye’nin Suudi Arabistan-Pakistan hattına sonradan dahil olduğu bir yapıdan ziyade, Ankara’nın uzun süredir ikili formatı daha geniş bir bölgesel güvenlik mimarisine dönüştürmeye çalıştığı görülüyor. Fidan’ın açıklamalarına göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşımı, daha fazla bölge ülkesinin dahil olabileceği “kapsayıcı bir platform” oluşturulmasını öngörüyor.”

Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması zemin hazırladı…

“Bu yapının temelleri aslında daha önce atılmıştı. Eylül 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan, taraflardan birine yönelik saldırının her iki ülkeye yönelik saldırı kabul edileceğini öngören “Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması”nı imzalamıştı.

Anlaşma, iki ülke arasında 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanan askeri iş birliğinin hukuki çerçevesini güçlendirdi. Türkiye ile Pakistan arasında ise benzer bir karşılıklı savunma maddesi bulunmuyordu. Ancak iki ülke arasındaki askeri iş birliği, onlarca yıldır devam ediyor. Ortak tatbikatlar 1998’den bu yana düzenlenirken, Ankara ve İslamabad, Şubat 2025’te askeri iş birliğinin çeşitli alanlarını da kapsayan 24 anlaşmaya imza attı.

Bu noktada gündeme gelen soru ise şu: Üçlü yapı dörde çıkacak mı?

Bugün için en güçlü aday Mısır olarak öne çıkıyor.

Kahire, Riyad, Ankara ve İslamabad, 2026 baharından itibaren dörtlü formatta temaslarını artırdı. Dört ülkenin dışişleri bakanları 19 Mart’ta Riyad’da bir araya geldi. Mısır’ın anlaşmaya katılmasına ilişkin henüz resmi bir karar bulunmuyor. Dolayısıyla üyeliğin kesinleştiğini söylemek için erken. Ancak yapının genişletilmesi için gerekli siyasi altyapı şimdiden mevcut.

Üstelik Mısır, Türkiye ve Pakistan ile birlikte Suudi Arabistan’la 2015’ten bu yana terörle mücadele amacıyla oluşturulan İslam Askeri İttifakı’nın da üyesi. Ancak söz konusu oluşum hiçbir zaman kolektif savunma sistemi niteliği kazanmadı.”

Yeni ittifak kime karşı?

“Resmi açıklamalara göre anlaşma, belirli bir ülkeye karşı değil. Türkiye özellikle anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve bölgedeki diğer ülkelere de açık bulunduğunu vurguluyor.

Ancak anlaşmanın siyasi arka planı çok daha karmaşık. Yapıda hem İran hem İsrail faktörü hem de ABD’nin bölgedeki güvenlik garantörlüğüne yönelik giderek artan soru işaretleri........

© Dikgazete.com