Milli Savunma Sanayii’nin görünmeyen cephesi: Liyakat, yönetim ve beka sorunu… Riskler ve devlet aklının ikazı
E. Yarbay Halil Mert yazdı;
MİLLİ SAVUNMA SANAYİİ’NİN GÖRÜNMEYEN CEPHESİ: LİYAKÂT, YÖNETİM VE BEKA SORUNU…
SAVUNMA SANAYİİNDE RİSKLER VE DEVLET AKLININ İKAZI
"Bugün savaş alanlarında belirleyici olan unsur metal değil, algoritmadır." Savunma sanayiinde gerçek bağımsızlık, yalnızca platform üretmek değil; o platformun aklını, yazılımını ve insan kaynağını da kontrol edebilmektir.
▪️ Milli uçağın yazılımı neden Hindistan’a emanet ediliyor?
▪️ Başarılı mühendisler hangi kurumsal hırslara kurban gidiyor?
▪️ Stratejik kurumlardaki Yönetim Kurulları ne işe yarar?
"Bir füzenin imha edemeyeceği zararı, bazen yanlış insan politikaları verebilmektedir."
Savunma sanayimizi dış tehditlere karşı koruyoruz; peki içerideki "stratejik körlükten", liyakatsizlikten ve yetişmiş beyinlerin tasfiye edilmesinden koruyabiliyor muyuz?
Giriş: "Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe!" şiarı ve bekâ...
Türk devlet geleneğinin en temel harcı, devlette süreklilik esasıdır. Bu süreklilik, sadece bürokratik bir işleyişi değil; kökleri bin yıla uzanan bir beka şuurunu ifade eder. Kadim coğrafyamızda bu şuurun özeti tek bir cümleyle mühürlenmiştir: "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!" Bu söz, devletin ve milletin geleceği söz konusu olduğunda hiçbir şahsi ikbalin, hiçbir zümre çıkarnın ve hiçbir ihmalin kabul edilemeyeceğinin en net beyanıdır.
Son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, özellikle İran’a yönelik gerçekleştirilen taarruz ve operasyonlar, milli ve yerli savunma sanayisinin bir lüks değil, tam anlamıyla bir ölüm-kalım meselesi olduğunu bir kez daha kör göze parmak misali ortaya koymuştur. Ancak dışarıdaki tehditlere karşı bu denli hayati olan savunma sanayimiz, ne yazık ki içerideki bazı yapısal ve yönetimsel aksaklıkların, kişisel hırsların ve stratejik körlüklerin tehdidi altındadır. Özellikle göz bebeğimiz olan TUSAŞ gibi kurumlarda yaşanan bazı gelişmeler, devletin àlî menfaatleriyle bağdaşmamaktadır.
Devlet yönetiminde bazı gerçekler vardır ki bunlar zamanla değişmez.
Bunlardan birincisi, devletlerin dışarıdan yıkılmadan önce içeriden zayıflatıldığı gerçeğidir. İkincisi ise stratejik kurumların başarılarını çoğu zaman düşmanlarının değil, kendi bünyelerinde oluşan zaafların tehdit ettiğidir.
Türk devlet geleneğinin temelinde yer alan “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” anlayışı, aslında bir milletin devlet karşısındaki teslimiyetini değil; devletin bekasını her türlü şahsi hesabın, grup menfaatinin ve kurumsal taassubun üzerinde tutan yüksek şuuru ifade etmektedir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en önemli savunma sanayii hamlesini gerçekleştirmektedir. Bu gerçeği inkâr etmek mümkün değildir.
İnsansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, eğitim uçaklarından beşinci nesil savaş uçağı projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede Türkiye artık yalnızca kullanıcı değil, üretici ve geliştirici bir ülke konumuna yükselmektedir.
Ancak tam da bu nedenle tehlike büyümektedir. Çünkü başarı büyüdükçe ona yönelik tehditler de büyür. Bugün Türkiye’nin savunma sanayiine yönelik en büyük risklerden biri dışarıdan gelebilecek tehditler değildir.
Asıl risk, içeride oluşabilecek stratejik körlüklerdir.
Stratejik Körlük nedir?
Stratejik körlük, kurumların kendilerini sorgulama kabiliyetini kaybetmesidir. Başarıların eleştirilerin önüne geçtiği, sorgulamanın yerini övgünün aldığı, performansın ve liyakâtin yerini özel, alt ve dış aidiyetlerin doldurduğu her yerde stratejik körlük başlar.
Tarih boyunca birçok devlet, sahip olduğu askerî güç nedeniyle değil, karar mekanizmalarının gerçeklerden kopması nedeniyle gerilemiştir.
Devletler düşmanın ne yaptığını göremediği için değil, kendi kurumlarında olup biteni göremediği için zayıflar. Savunma sanayii gibi stratejik bir alanda bu risk çok daha büyüktür. Çünkü burada yapılan hataların bedeli yıllar sonra ödenir. Bir yanlış atama, bir hatalı tercih, bir kritik insan kaynağının kaybedilmesi veya bir proje kültürünün bozulması; etkisini yıllar sonra gösterir.
Ancak ortaya çıkan zarar çok daha büyük olur.
Stratejik Körlük: Milli uçağın yazılımı kimlerin elinde?
Savunma sanayisinde tam bağımsızlıktan bahsediyorsak, bunun ilk şartı "beyin ve yazılım" bağımsızlığıdır. Bugün dünya, siber savaşların ve dijital ambargoların gölgesinde bir güç mücadelesine sahne olmaktadır. Hal böyleyken;
Milli bir uçağımızın yazılım işlerinin Hindistan’a ihale edilmesi veya orada yazdırılması akıl tutulmasından başka bir şey........
