menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Varış, kader, yol, ahlak…

15 0
04.04.2026

Varış, kader, yol, ahlak…

Varışın bir sesi yoktur aslında. Sessizdir. Kapıyı açarsın, içeri girersin ve bir bakarsın… “Geldim” dediğin yer, sandığın kadar konuşmaz seninle. Oysa yol öyle mi? Yol, sana sürekli bir şey söyler. Bazen ayağının altındaki taşla, bazen geciken bir randevuyla, bazen de içinden yükselen o tuhaf huzursuzlukla… Hep konuşur. Hep sorar. Hep seni sana gösterir.

İnsan çoğu zaman varacağı yere odaklanarak yürür. Sanki orası bir cevapmış gibi. Sanki oraya varınca içindeki eksik cümle tamamlanacakmış gibi. Oysa çoğu varış, insanın içindeki boşluğu doldurmaz; sadece onun şeklini değiştirir. Çünkü kader, seni bir yere götürmekten çok, seni bir hâle getirmekle ilgilenir. Ve o hâl yolda oluşur.

Yol dediğimiz şey sadece gidilen mesafe değildir. Yol, insanın kendine karşı nasıl davrandığıdır. Sabırsızlandığında ne yaptığıdır. Geciktiğinde nasıl konuştuğudur. Haksızlığa uğradığında ne kadar kendisi kalabildiğidir. Yani yol, bir yerden bir yere gitmek değil; bir hâlden bir hâle geçerken neyi koruyabildiğindir.

Bazen insan, sonuca ulaşmak için içinden küçük şeyleri feda eder. Bir cümleyi yutar, bir tavrı değiştirir, bir suskunluğu kendine yakıştıramaz ama yine de susar. “Oraya varayım da” der. Oysa insan en çok orada kayar. Çünkü varış, kaybedilen şeyleri geri vermez. Oraya ulaştığında elinde olan şey, oraya gelirken kim olduğundur sadece.

Yolun ahlakı, büyük sözlerle kurulmaz. Küçük anlarda belli olur. Kimsenin görmediği yerde gösterdiğin özenle… Sana kolay gelen bir yalanı söylememeyi seçtiğin o kısacık anla… Birini bekletmemek için gösterdiğin dikkatle ya da beklerken içinden geçenlerle. İnsan, en çok bu küçük anlarda kendine sadık kalır ya da kalamaz.

Ve tuhaf olan şu ki; insan yolu güzel yürüdüğünde varışın ağırlığı azalır. Gittiği yer beklediği gibi olmasa bile, içinde bir burukluk değil bir sükûnet olur. “Ben elimden geleni değil, kendimden geleni yaptım” diyebilen birinin hayal kırıklığı bile temiz olur. Çünkü o kişi, sonucu değil kendini taşımıştır yol boyunca.

Bazen de nadiren… Hem yol güzel olur hem varış. İşte o zaman insan şaşırmaz aslında. İçinden sessizce geçen bir cümle vardır: “Zaten böyle olmalıydı.” Çünkü bilir; o sonuç bir ödül değil, bir uyumdur. Yol ile varışın birbirine değdiği, birbirini incitmediği bir andır.

Belki de bu yüzden insan, nereye vardığını değil nasıl vardığını hatırlar. Yıllar sonra bile bir yerin adını unutabilir ama o yolda kim olduğunu unutmaz. Kırıldığı hâlde nasıl konuştuğunu, acele etmediği bir anı ya da tam tersine, acele edip içinden bir şeyi nasıl kaybettiğini.

Varış kaderdir, evet. Ama yol… İnsanın kendi eliyle yazdığı bir metindir. Ve o metin, varılan yerden çok daha uzun yaşar insanın içinde.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com


© Dikgazete.com