Varış, kader, yol, ahlak…
Varış, kader, yol, ahlak…
Varışın bir sesi yoktur aslında. Sessizdir. Kapıyı açarsın, içeri girersin ve bir bakarsın… “Geldim” dediğin yer, sandığın kadar konuşmaz seninle. Oysa yol öyle mi? Yol, sana sürekli bir şey söyler. Bazen ayağının altındaki taşla, bazen geciken bir randevuyla, bazen de içinden yükselen o tuhaf huzursuzlukla… Hep konuşur. Hep sorar. Hep seni sana gösterir.
İnsan çoğu zaman varacağı yere odaklanarak yürür. Sanki orası bir cevapmış gibi. Sanki oraya varınca içindeki eksik cümle tamamlanacakmış gibi. Oysa çoğu varış, insanın içindeki boşluğu doldurmaz; sadece onun şeklini değiştirir. Çünkü kader, seni bir yere götürmekten çok, seni bir hâle getirmekle ilgilenir. Ve o hâl yolda oluşur.
Yol dediğimiz şey sadece gidilen mesafe değildir. Yol, insanın kendine karşı nasıl davrandığıdır. Sabırsızlandığında ne yaptığıdır. Geciktiğinde nasıl konuştuğudur. Haksızlığa uğradığında........
