menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sıradan kötülüğün anatomisi: Emin Alper'in 'Kurtuluş'u

68 0
12.03.2026

Sıradan kötülüğün anatomisi: Emin Alper'in 'Kurtuluş'uS

Emin Alper sinemasının merkezinde uzun zamandır aynı mesele var: Toplumların kendilerini düşman üretme mekanizmaları. Paranoya, öteki yaratma, mülk ve iktidar ilişkileri… Alper, ilk filmi ‘Tepenin Ardı‘ndan bu yana dış düşman ve iç düşman fikrinin yarattığı toplumsal ruh hâlini inceliyor.

‘Tepenin Ardı’ bu açıdan hâlâ sarsıcı bir başlangıç filmi. Bozkıra sıkışmış bir erkekler dünyasında, neredeyse yoktan var edilen bir düşmanın bütün bir topluluğu nasıl şekillendirdiğini anlatıyordu. Aslında bir erkeklik hikâyesiydi ama aynı zamanda güçlü bir Türkiye alegorisi. Erkeklik, mülkiyet ve korkunun birleştiği bir atmosfer içinde, görünmeyen bir düşmanın varlığı bir topluluğun karakterini belirliyordu.

Ardından gelen ‘Abluka’, bu paranoya ve düşmanlık atmosferini daha distopik bir alana taşıdı. Rüya ve kâbusun, bireysel bilinçaltı ile toplumsal bilinçaltının iç içe geçtiği bir anlatı kuruyordu film. Emin Alper sinemasında bu hat, yalnızca bireyin korkularını değil, bir toplumun bastırılmış korkularını da görünür kılan güçlü bir araç hâline geliyordu.

Arada gelen ‘Kız Kardeşler’ ise Alper’in filmografisinde farklı bir yerde duruyordu. Erkek toplulukların paranoyasından ziyade üç kız kardeşin kaderi üzerinden patriyarkal düzeni, sınıf ilişkilerini ve taşradaki bağımlılık ağlarını anlatan daha içe dönük bir hikâye kuruyordu.

‘Kurak Günler’ ise bu temaları Anadolu taşrasına taşıyarak neredeyse bir ‘minyatür Türkiye‘ kurdu. Yolsuzluk, nepotizm, linç kültürü, homofobi, kadına yönelik şiddet ve yerel iktidar ilişkileri küçük bir kasabanın hikâyesinde birleşiyordu. Yeni gelen savcı karakteri üzerinden hem bireyin hem de devlet içi güç dengelerinin nasıl işlediğini gösteren çok güçlü bir politik gerilim kuruluyordu.

Bu anlamda ‘Kurtuluş’, Emin Alper sinemasının dışına çıkan bir film değil, uzun zamandır inşa ettiği evrenin devamı. Ama aynı zamanda bazı önemli kırılmalar da içeriyor.

Tür sinemasıyla kurulan köprü

Emin Alper sineması hakkında konuşurken genellikle politik alegorilerden söz edilir. Daha az konuşulan, çok önemli bir yönüyse tür sinemasının araçlarını son derece ustaca kullanmasıdır.

Türkiye’de festival sineması ile tür sineması arasında hâlâ keskin bir ayrım var. Gerilim ve korku çoğu zaman ya küçümsenen ya da ‘ticari‘ sayılan alanlar olarak görülüyor. Bu nedenle politik sinema ile tür sineması arasındaki geçişleri kurabilen anlatıların sayısı da oldukça sınırlı.

Alper bu ayrımı kıran nadir yönetmenlerden. Filmlerinde güçlü bir gerilim örgüsü, gizem duygusu ve yer yer korku atmosferi bulunuyor. Tempo duygusu yüksek, sahne kurma becerisi son derece güçlü.

‘Kurtuluş’ bu açıdan belki de en ileri örnek. Film yer yer neredeyse bir korku filmine yaklaşan bir atmosfer kuruyor. Uyurgezer ve ikiz çocuklar, geceleri silah sesleri, karanlık evler ve zikirlerin yarattığı ritim bir tür kâbus atmosferi yaratıyor.

Filmde mekân da bu gerilimin bir parçası; daracık iç mekânlar, gece sahneleri ve sessizlik anları giderek sıkışan bir atmosfer yaratıyor.

Filmin oyuncu kadrosu da son derece güçlü. Caner Cindoruk ve Berkay Ateş başta olmak üzere oyunculuklar, karakterlerin içindeki gerilim ve kırılganlığı abartıya kaçmadan taşıyor. Bu ölçülü oyunculuk tonu filmin kurduğu karanlık atmosferle de uyum içinde ilerliyor.

Film Türkiye sinemasında çok az........

© Diken