Çevrenin merceği altında: Beden, özel hayat ve bayram sohbetleri
Çevrenin merceği altında: Beden, özel hayat ve bayram sohbetleriÇ
Bayram yaklaşırken şehirde tanıdık bir hareket başlar. Havaalanlarında valizler çoğalır, otobüs terminalleri dolar; bazıları birkaç günlüğüne kaçmayı planlar, bazıları akraba ziyaretlerinin takvimini çıkarır…
Bayram artık herkes için aynı şekilde yaşanmıyor belki ama değişmeyen bir şey var: insanların uzun zamandır görmediği tanıdıklarla yeniden karşılaşması. Bu karşılaşmalar çoğu zaman sıcak bir hasret giderme sahnesi gibi görünür. Oysa birçok buluşma, fark edilmeden küçük bir yoklamaya dönüşür…
Bir insan içeri girdiğinde önce yüzüne değil, bedenine bakılır. Birkaç saniyelik hızlı bir taramanın ardından yorum gelir. Ardından ikinci perde açılır: İş nasıl gidiyor, maaş ne durumda, evlilik var mı, çocuk düşünüyor musunuz, hayatınız yolunda mı? Birkaç dakika içinde bir insanın bedeni, ilişkisi, üreme planları, kariyeri ve ekonomik geleceği masaya yatırılır. Bu kadar geniş bir alana girme rahatlığı çoğu zaman tek bir kelimeyle açıklanır: samimiyet.
Oysa samimiyet değildir bu. Sınırların görünmez biçimde silinmesidir. Ve bazen fark edilmeyen bir psikolojik şiddettir.
Samimiyet mi, sınırsızlık mı?
Bizim kültürümüzde yakınlık çoğu zaman sınırların askıya alınması gibi yaşanır. Birini tanımak, hayatına istediğimiz gibi girme hakkı veriyormuş gibi…
“Bizde insanlar samimidir” cümlesi bu davranışın en güçlü meşruiyetidir. Oysa yakınlık ile müdahale aynı şey değildir. Birini tanımak, hayatına sınırsız erişim hakkı vermez.
Buna rağmen günlük hayatta sık sık aynı sahne yaşanır. Bir insan içeri girer; gözler önce yüzüne değil, bedenine bakar. O hızlı taramanın ardından yorum gelir: “Kilo almışsın”, “Zayıflamışsın”, “Çökmüşsün”, “Saçların dökülmüş.”
Bu cümleler öyle rahat bir tonla söylenir ki çoğu zaman sohbetin doğal parçası gibi algılanır. Oysa bunlar sohbet değil, hızlı bir değerlendirmedir. Yani insan sanki bir kişi olarak değil, incelenmesi gereken bir durum olarak karşılanır.
Mesele çoğu zaman burada da bitmez. Beden yalnızca ilk kapıdır. O kapı açıldığında insanın hayatının başka odalarına da girilir. İlişkiler, evlilik, çocuk, iş, para… Birkaç dakika içinde bir insanın hayatı küçük bir sorguya dönüşebilir. Karşınızdaki kişinin hayatı sanki herkesin yorum yapabileceği ortak bir alanmış gibi konuşulmaya başlanır. Yani insan yalnız görünüşüyle değil, hayatının yönüyle de tartılır.
Bedenin küçük mahkemesi
Bizim kültürde beden yalnızca biyolojik bir yapı değildir. Aynı zamanda toplumsal bir rapor gibidir. İnsanlar bir bedene bakarken yalnız görünüş görmez; bir karakter okuduklarını sanırlar. Kilo aldıysa kendini bırakmıştır. Zayıfladıysa kendine bakmıştır. Saçı döküldüyse yaşlanmıştır. Estetik yaptırdıysa özgüveni yoktur. Estetik yaptırıp söylemezse samimiyetsizdir. İnsan ne yaparsa yapsın bir yorum üretilecek gibidir. Böylece beden, küçük bir ahlâk dosyasına dönüşür.
Oysa beden çoğu zaman hayatın arşividir. Uykusuz gecelerin, stresin, hastalığın, kaygının, bazen de mutluluğun izini taşır. Ama biz bu karmaşık hikâyeyi görmek yerine hızlı bir hükme yöneliriz. Çünkü hüküm vermek, anlamaya çalışmaktan daha kolaydır.
Sosyolog Erving Goffman, insanların gündelik hayatta sanki bir sahnedeymiş gibi davrandığını anlatır. Ona göre hepimiz görünmez bir toplumsal sahnede yaşarız; nasıl göründüğümüz, nasıl konuştuğumuz ve........
